Necip Fazıl Kısakürek, İstanbul’da vapurla karşıya geçerken bir yandan da oturduğu yerde gazetesini okuyormuş. Tam bu sırada, tanımadığı ama kendisini tanıyan biri yaklaşıp ‘Üstat, geçenlerde gazetede yazmışsınız peygamberler hakkında. Peygamberlere ne gerek vardı ki?’ diye sormuş. Merhum hiç istifini bozmadan ve başını gazeteden dahi kaldırmadan, ‘Madem öyle, neden vapura bindin ki? Karşıya yüzerek geçsene!’ demiş.
Ormandaki en uzun meşe sadece en sert palamuttan yetiştiği için en uzun meşe olmamıştır; diğer ağaçlar onun aldığı güneş ışığını kesmediği, çevresindeki toprak derin ve zengin olduğu, fidanken hiçbir tavşan onun kabuğunu kemirmediği ve hiçbir oduncu onu vakti gelmeden kesmediği için de en uzun meşe o olmuştur.