Çoğumuz geçmişimizde bir ya da birkaç kere karasevdaya tutulmuş, az ya da çok da olsa aşk acısı çekmişizdir.Şiddetli vakalarda karasevda kuruntulu davranışlara (örneğin takip etme) veya cinsel saplantıya neden olabilir. Karasevdaya tutulduğumuzda, duygusal sınırlarımızın, arzu nesnemizle aramızdaki duvarların yok olduğunu duyumsarız. Şiddetli fiziksel önem duyarız, acı çekeriz. Aşık olduğumuza inanırız.
Psikanalizstlerin çoğu karasevdanın bir tür gerileme biçimi olduğunu düşünür -aşkta aşırı yakınlığı arzularken, annesinin kucağına özlem duyan küçük çocuklara dönüşürüz. İşte bu yüzden özellikle kayıp veya umutsuzlukla mücadele ederken ya da yalnız, yalıtılmış olduğumuzda risk altındayızdır- örneğin üniversitenin ilk yıllarında aşık olmak ender görülen bir şey değildir. Fakat bu duygular gerçekten aşk mıdır?
Şair Wendy Cope, bir keresinde şöyle demişti. "Karasevda başlangıçtaki heyecanlı kısımdır; gerçek aşk da arkasından gelen sıkıcı bölüm. Karasevdaya kapılanlar hayallerini gerçek karşısında test etmeyi erteleyenlerdir." Fakat neden olabileceği ıstırap düşünüldüğünde -zihinsel özgürlük yitimi, kişinin kendisinden memnuniyetsizliği ve o korkunç acı- bazılarımız gerçekle yüzleşmeyi neden onca zaman erteleriz?
Sıklıkla, gerçekle yüzleşmek yalnızlığımızı kabullenmek anlamına geldiği için. Yalnızlık işe yarayabilecek bir özelliktir -örneğin yeni birisiyle tanışmak için harekete geçmenizi sağlayabilir- diğer yandan yalnızlık korkusu bizi bir tuzak gibi ele geçirip uzun zaman kalp ağrısı çekmemize neden olabilir. En kötü halinde, karasevda bir zihin alışkanlığına, dünyayı paranoyadan çok farklı olmayan bir şekilde algılama biçimine dönüşür.