.. genç adamın ruhunda direnen bir şey vardı, taşa benziyordu, kaldırılmamış, temizlenmemiş, duygularının özgürce akabilmesi için oradan alınması gereken bir şeydi.
Gerçeklik kendiliğinden bir köprü oluşturmadığı takdirde, en güzel, en sadık hayalini tuvale yansıtamayacağını bilmenin acısı ateş gibi canını yakınca..
Acaba bunlar olduktan sonra da hâlâ kendisine sanatçı diyebilir miydi, yoksa tüm hayatı boyunca taşları yan yana dizen bir amele gibi renkleri güçlükle bir araya getiren iyi bir zanaatkâr mıydı sadece?