Önce sessizlik geldi kapıma;
adını söylemeden oturdu karşıma.
Bir fincan sıcak kahve getirip bıraktı masaya,
içtim… tadı sendin,
acısı ise yalnızlık.
Pencereme yaslandı akşamın o solgun güneşi,
sokak lambaları birer birer aydınlandı.
Her yudumda biraz daha eksildin içimden,
her nefeste biraz daha uzaklaştım dünyadan.
Uzaklardan bir rüzgâr geçti,
gece sessizce çöktü omuzlarıma.
Ne zaman gözlerimi kapasam, sen vardın karşımda;
ne zaman açsam, yokluğun bekliyordu beni.
Bir tek sessizlik ezberlemişti adını,
duvarlar bile susarak anlatıyordu seni.
Ben, içimde solan mevsimlerle yaşıyordum;
her sonbahar biraz daha sana benziyordu.
Bir sabah uyandı şehir,
takvimler ilerledi, ben aynı yerde kaldım.
Kaldırımlar solgun bir denizdi;
döndüm, kapılar açıldı…
ama içeri giren yalnızca yalnızlığımdı.
Duvarlarda eski bir ses asılıydı,
perdeler rüzgârla dans ediyordu.
O evin içinde yarım kalmış cümleler vardı;