“Dayım felsefeye düşkün biriydi Kali. Lakin öyle İbn Arabi, Farabi filan gelmesin aklına… Marazi bir tabiatı vardı rahmetlinin. Tuhaf Grekçe kitaplar okur ve insanları hiç mi hiç sevmezdi. Bu yönü bana çok ilginç gelirdi. Ona bir gün çekinerek: ‘Niçin dayı, niçin kimseyi sevmiyorsun?’ diye sordum. ‘Aslında bazen durup düşünüyorum ve sevmek istiyorum. Lakin ne kadar çabalarsam çabalayayım insanlarda sevilecek bir şey bulamıyorum. Çünkü her birinin derisi altına saklı kanı, kara safrayı ve pis balgamı görebiliyorum. İnsan vahşilik göğü altında; içinde kıskançlık nehirleri çağlayan, düzenbazlık ağaçları yetişen ve riya dağları yükselen kemikten bir şehirdir. Söyle şimdi, böylesi bir mahluk nasıl sevilebilir?’ demişti. Ürpermiş: ‘Ama biz de insanız dayı.’ diye itiraz etmiştim. O zaman şöyle yanıtlamıştı, ‘Kendini yeterince tanırsan herkesten nefret edersin.’”
“İşte bu yüzden güçlüsün sen. Her karmaşadan ve melanetten bir gam küpü yapıp içindeki yalnızlık çölüne gömüyorsun. O sahra, bu denli geniş olmasaydı direnemezdin.”