Kitap, çocuk saflığının kırılganlığını ve yetişkin dünyasının sert gerçeklerini çarpıcı bir şekilde karşı karşıya getiriyor. Yazar okuyucuya şu soruyu düşündürüyor: İnsan doğası gerçekten kötü müdür, yoksa zamanla mı kirlenir? Bu sorunun cevabı kitap boyunca çocuğun yaşadığı hayal kırıklıklarında gizleniyor. Anlamlı ve duygudan duyguya sokan bir okuma oldu.
Bazen bir kitap tam da insanın ruh hâline denk gelir ve o an yalnızca bir metin olmaktan çıkar, adeta sanatın içinde ikinci bir sanat eserine dönüşür. Bu kitap benim için tam olarak böyleydi. Okurken altını çizmek istediğim her cümle, bir diğerine haksızlık edecekmişim gibi hissettirdi; çünkü neredeyse her satırı ayrı bir derinlik ve estetik taşıyordu. Dili zarif, anlatımı sürükleyici, karakter betimlemeleri ise canlı ve etkileyiciydi. Her yönüyle okuma zevkini katlayan, tadı uzun süre damağımda kalacak özel bir deneyimdi.
Yazar eserinde iyilik ve kötülük kavramlarını kesin sınırlarla ayırmak yerine, insanın iç dünyasındaki çatışma üzerinden ele alıyor. Sade bir dille yazılmış olması okuru yormadan derin düşünebilmesine olanak sağlamış. Kötülüğün çoğu zaman dışsal değil, insanın kendi kararlarında şekillendiği fazlaca vurgulanıyor. Okumayı en çok sevdiğim kitaplardan biri oldu.
Kitap, çocuklarla birlikte onlara temas eden yetişkinlere de sesleniyor. Duyguların sakinleşmek, anlaşılmak ve kabul görmek istediğini hatırlatıyor. Günlük hayatta bastırılan hislerin aslında ilişkiyi derinleştiren bir kapı olduğunu sezdirirken duygulara karşı daha şefkatli bir duruş tavsiye ediyor. Tam olarak anlamak için bir kaç kere okusam da her okuduğumda farklı bir anlam çıkarabildim.
Sayfa 135’ten itibaren, Norbert de Varenne’in Duroy’a ölümü tasvir edişinin, hem gerçekçiliğiyle hem de derinliğiyle insan ruhuna dokunan bir etkiye sahip olduğunu düşünüyorum.