“İnsan kendini bilmeye, etrafını saran boşluğu fark ettiği an başlar. Adını koyamadığı bu boşluğa tırnaklarını geçirir. Onu eksiltemediğini, yok edemediğini anlayınca direnmekten vazgeçer ve çevresini eşyalarla, türlü uğraşlarla, ilimle, sanatla doldurmaya çabalar. Bir süre sonra anlar ki bunca şeye rağmen başını döndüren boşluk aslında dışında değil, içindedir. Üstelik onu doldurmak için koyduğu her nesne boşluğu küçülteceğine, genişletmiştir. Ateşe atılan odun gibi…”
“Yazgımıza boyun eğmek, Allah’ın verdiği aklı kullanmayacağımız anlamına gelmez elbette. Kendisine yapılan her kötülüğü, her zulmü ‘kader’ telakki edenlere aldırmayın. Kitap, ‘oku’ diye başlar. Aklınızı ve kalbinizi aynı anda kullanın.”
“Herkesin kalbinde kara bir delik vardır. Kaybetmekten korktuğun ne varsa oraya saklamalı. Dünyanın hengâmesi, her şeyi savurup yok etse dahi, o kara deliğe koyduklarına zarar veremez. Yeter ki kalbin, içine bir şeyler sığdıracak kadar geniş ve dünyadan uzak olacak kadar derin olsun.”
Ölmüş ya da delirmiş olabilirdim yani. Delirdiğimi kimselere belli etmemek için hep sakinlikten bahsediyorduysam, ölmüş olduğum anlaşılmasın diye yaşıyor muydum yoksa? Neler neler olmamıştı bugüne kadar, bir bilseniz.