Benim için koparılan her bağ, kesilen her ilişki beraberinde bir yas sürecini getirir. Yas belki ağır bir ifade olur ancak bir insanın hayatından çıkması; yarattığı boşluk, yaşanmış anılar ve alışılmış hisler bende hep bir kayıp duygusu yaratır. Bu sebepten olacak ki Aylin Balboa’nın kalemini çok sevdim. Okuduğum ilk kitabıydı ama son olmayacağı kesin.
Kitap, sanki gecenin üçünde mutfak masasında en yakın arkadaşınızla dertleşiyormuşsunuz hissi veriyor. Hem anlatım tarzının samimiyeti hem de anlatılanların bu denli gerçek ve hayatın içinden olması beni kitaba daha da yaklaştırdı. Baştan sona insanın kendi içinde yaşadığı çelişkileri çok doğal bir şekilde anlatıyor: ‘Barışmak istiyorum Osman… Hayır, artık istemiyorum Osman… Tadilattayız Osman… Bu yıla da seninle girmeyi dilerdim Osman…’
Bir kadının, kendi içinde çelişerek iyileşme sürecini çok güzel ele alan bir kitaptı benim için. Ve sonunda, yazarın da söylediği gibi, ‘geçmez’ denen hisler gerçekten geçiyor. Bir aşk daha, tozlu sayfalarıyla rafa kaldırılıyor…