Vekil, dairedeki şube müdürlerinden biriyle yalnız görüşmek istemiş. (…) On dakika yahut daha fazla bir bekleyişten sonra toplantı salonunun kapısı açıldı. Anlaşıldığına göre vekil bir iltifat eseri olarak onu kapıya kadar getirmişti. O da teşekkür etmek için öne eğilmiş, başını, kollarını öne sarkıtmış, durmadan eğilip kalkıyordu. (…) Kendi kendime “Hay Allah” dedim “Meğer bizim tekkemiz de pirimiz de buradaymış!” Çok kere böyle kelleli kulaklı, yüksek zatların sokakta yüksek sesle bizim gibi dilencilere çıkıştıklarını duyarım: “ Utanmıyor musun dilenmeye be adam?”
O zaman istemeden dudaklarıma bir neşeli gülümseme gelir ve sorarım:
“Efendim, o mertebeye ermek için acaba ne yaptı?”