İki dudağın arasından dökülen mekanik bir sözcüktür.
Özledim...
Ayrı düşenlerin yolu birleşince, o an, dillerde tek kelimeye mi sığdırılır? Yoksa kıpır kıpır eden kalbin, özlemini duyduğu kalp ile sarmaş dolaşken beraber çarpması mıdır?
Sızıları, kayıpları ve ırakları bir kelimeye sığdıramıyorum. Özlem duyduğum ne varsa, utangaçlıktan dokunamıyorum onlara. Aşk dolu bakışların büyüsü bozulacak diye korkuyorum. Beynimin içinde ince bir sızı dolanıyor. Bazen zaman dursun istiyorum. Ağzımdan dökülen böyle bir kelimeyle duyguyu basitçe nitelemek istemiyorum.
Anlasın istiyorum. Anlasın ki hissiyatların mekanik bir kelimeye veya dilde bir fiile dökülmesinin, o duyguyu ne kadar alçalttığını. "Özledim" dediğimde hasretim buzhaneye dönüyor. Bunu ısrarla duymak istemesini, ardından küsmesini ve tavır yapmasını anlamlandıramıyorum.
İşte ben bunun derdini çekiyorum. Bir kelime, bir mesaj vermez özlemek eylemini özlenene. Heyhat! Sen de mi düştün artık o karanlığa? Parmak uçlarımda mı sanırsın sevdiğin kalbin özlemini dindirmeyi?
Ses olsun, nefes olsun, koku olsun, düş olsun... Özlemek bunlara dahil...
"Sıcak yaz göklerinde
Önde uzanan ovada
Birden bir ışık sağdan
Bir ışık soldan çıkar
Ve bunlar
Şimşek hızıyla birbirlerine ulaşırlar
Bunu halk adak için uğur sayar
Derler: Leyla ile Mecnun buluştular
Bu göz açıp kapama anında
Ne varsa dile muradında
Mutlak yerine gelir arzun
Yerde kavuşmayanlar gökte kavuşurlar
Ve bir uğurlu anda
Kavuşmak isteyenleri kavuştururlar"
Sezai Karakoç