Babamı hiç bu kadar mutlu görmemiştim. Gözyaşları yanaklarından süzülürken, gözlerindeki ışığın fotoğrafını çektim. Bir fotoğrafa mutluluk, sevinç, şaşkınlık, hüzün, kırgınlık, hayranlık, pişmanlık, adını dilcilerin koymayı akıl edemediği yüzlerce duygu sığabilir mi? Sığdı.
Aynı fotoğraftan iki tane bastırıp birini evin salonuna, birini de ofisteki çalışma masama koydum.
Yalnız Muazzez, “burda olduğun kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi” diyeceksen eğer, kırk yıl düşünme, güzelim aklına yazık. Çağıracaksan kaldırma elini, elinin işaretine yazık. Sesleneceksen incitme sesinin telini. Gel anlaşalım, gözünün önünde bekleyeyim, göz kırp, ıslık çal, bir ışık yak, o dakika sendeyim.
Nasıl da usulcacık girmişti Huma Hatun hayatına. Yüreğini hiç yormadan, üzmeden… kimseyi hırpalamadan.
Sağanak yağmurlar zahmet, yavaş yağan damlalar rahmettir. Acele etme, tevekkül et.
Kendiliğinden akıp gitmişti her şey…
Bu yaşın olgunluğuyla biliyordu ki sağanak yağmurla ömür geçmezdi. Emek verdikçe büyüyen, serpilen gül bahçesiydi aile olmak. Suyunu vereceksin toprağını havalandıracaksın, kuruyan dökülen yaprakları toplayıp kaldıracaksın, konuşacaksın onunla, sevgini söze dökeceksin. Ondan kolay ne vardı ki? Söz ülkesinin padişahı Baki, eşinin gönlünü almayı bilmişti hep. Bunca yıl sonra kimi seçerdin deseler, yine Hüma Hatunu seçerdi.
İnsanlar kırılgan olabilir. Üzülebilir. Bu zayıflık değildir. Hala bir yerlerde insan olma vasfını taşıdığının belirtisidir. İncinebilen insanlar incitmemeye çalışırlar. O yüzden değerlidir onlar. Güçlü olmak duygusuz olmak değildir.