Farklı öykülerden, günlük hayatın içindeki karakterlerden, aile ilişkilerinden, anılardan ve özlemlerden oluşan bir kitap. Yarımkalmışlık duygusunu her hikayede hissediyorsunuz neredeyse.
Bize bi çay, babam yüzünden, Muazzez öyküleri en beğendiklerim oldu.
Nasıl da usulcacık girmişti Huma Hatun hayatına. Yüreğini hiç yormadan, üzmeden… kimseyi hırpalamadan.
Sağanak yağmurlar zahmet, yavaş yağan damlalar rahmettir. Acele etme, tevekkül et.
Kendiliğinden akıp gitmişti her şey…
Bu yaşın olgunluğuyla biliyordu ki sağanak yağmurla ömür geçmezdi. Emek verdikçe büyüyen, serpilen gül bahçesiydi aile olmak. Suyunu vereceksin toprağını havalandıracaksın, kuruyan dökülen yaprakları toplayıp kaldıracaksın, konuşacaksın onunla, sevgini söze dökeceksin. Ondan kolay ne vardı ki? Söz ülkesinin padişahı Baki, eşinin gönlünü almayı bilmişti hep. Bunca yıl sonra kimi seçerdin deseler, yine Hüma Hatunu seçerdi.
İnsanlar kırılgan olabilir. Üzülebilir. Bu zayıflık değildir. Hala bir yerlerde insan olma vasfını taşıdığının belirtisidir. İncinebilen insanlar incitmemeye çalışırlar. O yüzden değerlidir onlar. Güçlü olmak duygusuz olmak değildir.