Tam o anda yarı uykulu köpeğin hapşırması emeklileri eğlendiriyor. Şişman bir kadın, "Tıpkı kocam gibi hapşırıyor" diyor. Kahkahalar köpeği uyandırıyor. Köpek şaşkınlık içinde uyanıp tam bir köpek çaresizliğinde kendisini seyredenlere bakıyor. Bu insanlar huzurunu kaçırmış olsa da ne bir saldırganlık gösteriyor ne de havlıyor. Sadece arkasını dönüp resepsiyonun yanındaki muhtemelen mutfak olan odada gözden kayboluyor. Genellikle bu tür gözlemler içimdeki dışlanmışlık duygusunun zayıflamasına ya da biçim değiştirmesine yarar. Rahatsız edilen biriyle (bu biri köpek de olabilir) özdeşleşme sonucunda, tek tek bir kenara itilmişler, benim de ansızın bir parçası haline geldiğim bir gizli kulübe dönüşür. Ama şimdi köpek emeklilerle girdiği mücadeleyi kaybedip gözden kaybolunca içimde beliren aidiyet duygusu değil, içimde köpeğin şekline giriyorum ve yerimden olacağımdan korkuyorum. Havlayabilecek olsam şu anda havlardım, çevreme tıslar hatta tehditkâr intikam sesleri çıkarırdım ama bunlar bana göre şeyler değil.
Gecenin bir yarısında şimdi olduğu gibi böylesine uyanık olmak hiç hoşuma gitmiyor. Buzdolabının kapağındaki küçük aynaya bakıp şöyle düşünüyorum: "Yüzünün hali başlı başına bir isyan." Bu düşünce de (eğer buna bir düşünce denirse) bana çok tanıdık geliyor. Yine o iğrenç, hayatı çok az anlayabildiğim duygusuna kapılıyorum.