İnsanların çoğu kontrol altına alınmamış bir merakla dünyaya geliyor ve büyüdükçe bunu yitiriyordu; Einstein bu açıdan tam olarak asla olgunlaşmamıştı.
1896'da Fransız bilim adamı Antoine Henri Becquerel uranyum cevherinden gözle görülmeyen, yüksek enerjili bir yayınım olduğunu keşfetmişti. Bundan kısa bir süre sonra ise karı koca birlikte bir ekip oluşturan Pierre ve Marie (evlenmeden önce Sklodowska) Curie, daha önce keşfedilmemiş olan radyum ve polonyum adını verdikleri iki elementten benzeri bir yayınım olduğunu keşfedeceklerdi.
Bütün belirtiler bu yayınımların kendiliğinden gerçekleşen olaylar olduğunu gösterdiğinden bilim sanki bedava bir enerji kaynağıyla karşılaşmıştı. Bu keşif ayrıca, karşıtlarınca kuşatılmış Darwincilere yeni bir güç vermiş gibi de görünüyordu.
Topraktaki bu yeni bulunan elementlerden yayılan ısıyı da dikkate alarak bilim adamları, Dünya'nın hangi hızda soğuduğuna ilişkin hesaplarını yeniden gözden geçirdiler. Büyük ölçüde tahmine dayalı olmakla birlikte, bilim adamlarının vardıklarını sonuçların bazıları gezegenimizin, doğal seçilimin yaşamı biçimlendirmesine yetecek kadar uzunca bir süre, yaşama elverişli bir dönem geçirmiş olabileceğini gösteriyordu.
"Görme ve araştırmanın verdiği zevkin, zorlama yoluyla artırılabileceğini düşünmek büyük bir hatadır. Tam tersine, bir kırbaç aracılığıyla sürekli olarak (karnı tok olduğunda bile) yemeye zorlanarak sağlıklı bir yırtıcı hayvanın bile iştahını kaçırmanız mümkündür."
"İsteseniz de istemeseniz de, sınavlar için her şeyi kafanızın içine tıka basa doldurmanız gerekiyordu."