”Artık insanlar düşüncelerini değil, sadece bağlantılarını paylaşıyor. Fikir dediğimiz şey bir yükleniyor çubuğuna dönüşmüş herkes hızlı düşünmek istiyor, çünkü yavaş düşünmenin gereksiz bir lüks olduğu söyleniyor. Düşünmenin nüvesindeki süzülmüş özü bile verimlilik denen modern tanrının kurbanı oluyor artık.
Bir zamanlar düşünmek sessizlik isterdi. Şimdi sessizlik bile bildirim sesleriyle bölünüyor. Bir cümle kuruyorum, yarısında telefon titreşiyor Birisi seni etiketledi. Belki de düşüncelerimden önce ben etiketleniyorumdur, kim bilir?
Bizi hızlandıran her şey, aslında içimizi yavaşlatıyor. Kalbimiz geride kalıyor, aklımız, ruhsuz bir koşucunun nefesini takip ediyor. Sadece dikkatimizi değil rikkatimizi de kaydediyoruz.
Eskiden insanlar bir düşünceyle aylar geçirirdi, şimdilerde bir düşünceye on saniye bile sabrımız yok. Bir metin uzun gelirse özet geç diyoruz. hayatın öznelliğini ararken özetini mi yaşıyorsun diye kimse sormuyor, yoksa birisi de hayatın özetini mi geçecek?
Arada bir sabahları düşünmeden yaşamanın ne kadar kolay olduğunu fark ediyorum, sonra ürküyorum. Çünkü kolaylıkla yaşamak, farkında olmadan ölmeye benziyor. Her şeyimizi aceleye getiriyorlar, “çabuk hisset, çabuk karar ver, çabuk unut.” Oysa ben, bir kelimenin içinden geçerken bile yavaşlamak istiyorum. Bir cümlenin gölgesinde dinlenmek, bir suskunluğun kenarında oturmak istiyorum. Ama olmuyor. Bu çağ, düşünmeye bile tahammül edemiyor.
Düşünmek uzun süren bir yükleme ekranı gibi görülüyor. Belki de asıl hızlanmamız gereken yer, kalbimizin anlamayı unuttuğu o yeridir.
Ve ben, bütün acelelerin içinde yavaş yavaş düşünen son insan gibi hissediyorum kendimi. Belki de bu çağın en büyük devrimi budur, bir an durup, neden bu kadar hızlı olduk?diye düşünmek. Ne kadar hızlansak da, adını ne