Bir keresinde internette bir şey duymuştum ve aklımdan çıkaramıyordum. Toplumun, sabıkalı insanlardan daha çok "çirkin" veya şişman insanlardan nefret ettiğini söylüyordu. Ve dürüst olmak gerekirse, buna tamamen katılıyorum. Belki her durumda değil, belki her zaman değil, ama durup etrafınızdaki dünyayı gözlemlediğinizde, rahatsız edici bir şekilde mantıklı gelmeye başlıyor. Dış görünüşleri eleştirmekte çok hızlıyız. Bakışlarımızı dikmekte, yargılamakta, insanları güzelliklerine göre sıralamakta çok hızlıyız. Birinin değerini ne kadar çekici olduğuna, ne kadar zayıf olduğuna, ne kadar iyi giyindiğine, ne kadar " derli toplu " göründüğüne göre belirliyoruz. İnsanlar birinin acımasızlığını sorgulamadan önce kilosuna gülüyorlar. Birinin karakterini sorgulamadan önce yüzüyle alay ediyorlar. Ve nedense, nezaket, empati, duygusal olgunluk ve derinlik ikinci plana atılıyor. Birisi bencil, manipülatif, kaba, kıskanç, duygusal olarak mesafeli veya hatta son derece kırıcı olabilir, ancak yeterince çekiciyse insanlar bunu mazur görür, romantize eder veya görmezden gelir. Ama birisi güzellik standartlarına uymuyorsa? Birdenbire herkesin bir fikri olur. Herkes dış görünüşünü düzeltiyor ama ruhunu değil. Belki de bu yüzden birçok güzel insan hâlâ çirkin izlenimler bırakıyor. Toplum bizi sürekli olarak görünüşümüzü iyileştirmeye zorluyor. Cilt bakımı. Dolgu maddeleri. Estetik ameliyatlar. Spor salonu takıntısı. Güzellik standartları. Sosyal medya baskısı. Kusursuz bedenler. Kusursuz dişler. Kusursuz fotoğraflar. Kusursuz hayatlar. Nereye baksanız, birileri size kendinizin daha iyi bir versiyonunu satıyor. Daha güzel bir versiyonunu. Daha arzu edilir bir versiyonunu. Sanki insan olmak sürekli düzeltmemiz gereken bir şeymiş gibi. Ama kimse travmayı iyileştirmekten yeterince
Substack
Kendimden özür dileyince her şeyin düzeleceğine inanacak kadar ruhumu genç hissetmiyorum artık.
Reklam
– Özür dilerim. – Özür dileme. Güven, ürkek bir kuş gibidir; bir kez uçtu mu, bir daha geri gelmez. Oblomov İvan Gonçarov Oblomov
Sevdiklerimizden hayal kırıklığına uğradığımızda, bu kalbin yalnızlığı ve içimizde derin bir yara olur. Bir kişiye zarar vermek için dokunmana gerek yok. Bir kelime, bir sessizlik, bir eksiklik, bir küçümseme, bir kayıtsızlık acıttı. Etrafınızda iyi ilişkileriniz olduğunu düşünüyorsanız ve aslında onlar size gerçek değerinize saygı duymuyorsa, bu ilişkiler size karşı duygusal olarak sorumlu değilse, kendinizi içine sokup gerçek kaynağınıza dönmek gerekir. Neden sık sık başkalarından hayal kırıklığına uğrarız? Nasıl olur da hayal kırıklığına kapılmayız? Hayal kırıklığı, duygularınızla sildiğiniz bir sıçramadır. Hayal kırıklığında derin bir acı var, varoluşumuzun kırılganlığını, kalplerimizin savunmasızlığını hatırlatan bir şey. Aşka, dostluğa, iyiliğe inanmak istiyoruz ama bazen gerçeklik bizi yakalar, dünyanın sertliğine, başkalarının zalimliğine geri getirir. Hepimizin birbirimize karşı aynı duygusal sorumluluğu benimsemediğimizin farkına varıyoruz. Aşırı hassas bir kalbiniz olduğunda bu acı verici bir gözlemdir. Karşı tarafın kendini senin yerine koymasını, özür dilemesini ve affetmesini ve geçmişteki tüm düşmanlıkları silip süpürmesini içtenlikle istersin. Bu ilişkisel hayal kırıklıklarına rağmen, umut etmeye, hayal kurmaya, insanlığa inanmaya devam ettiğimiz için hızla başka bir şeye de geçtiğimize inanıyorum. İnsanların sevme, bağlar kurma, kendilerini aşma, kendilerinden daha iyi olma yeteneğinde harika bir şey var. Hayal kırıklığı bu yolculuğun, anlam arayışının, kendini ve başkalarını keşfetmenin bir parçasıdır. Sonunda bunun bize kendimiz, sınırlarımız, arzularımız, korkularımız hakkında bir şeyler öğrettiğini görebildim. Bizi büyümeye, gelişmeye, kendimizi de dönüştürmeye itiyor.
"Bazen en uzun yolculuk, iki insan arasındaki mesafedir." Evet, bazen bir adım gibi duran mesafe, kalpler küsünce dağ olur. Ama müjdesi şu: En uzun yolculuk da küçük bir adımla başlar. Mesafe uzunsa, kavuşmanın kıymeti de o kadar büyük olur. Gönüller aralanınca, kilometreler saniyeye iner. Bir selam, bir tebessüm, bir “özür dilerim” köprü olur. En uzun yolculuk bile, niyet samimiyse, dua varsa, aşılır. Çünkü Allah kalpleri birbirine ısındırandır. Mesafeyi yaratan O, kaldıran da O Ebedî Sevgili’dir.. Sübhanallah ❤️ ___ /Güven Taşdemir
1000Kitap
"Hatalı olduğunu anlamak ve özür dilemek sadece beynini kullanabilen insanlara özgüdür." -Sigmund Freud
Alıntı
Reklam
Reklam