Edebiyat dünyasının, özellikle de büyük yayınevlerinin çok iyi bildiğimiz bir refleksi vardır: Bir yazar Nobel gibi prestijli bir ödül aldığında, onun daktilosundan çıkan her harf, çekmecesinde unutulmuş her not kâğıdı hızla matbaaya gönderilir. Can Yayınları’nın Mayıs ayı seçkisine baktığımda, bu fırsatı değerlendirme telaşının izlerini gördüm ve açıkçası edebi iştahım ikiye bölündü. Yazmadan duramadım.
Bir tarafta Annie Ernaux var. Otobiyografik metinleriyle, kendi deştiği yaralarıyla edebiyatta haklı bir yer edindi. Ancak son dönemde ardı ardına basılan incecik kitapları özellikle Genç Adam (içeriği toplasan 25 sayfa) ve Karanlık Atölye o sarsıcı Ernaux derinliğinden giderek uzaklaşıyor. Bu ay çıkan son kitabı Işıklara Bak Canım ise yaklaşık yetmiş sayfalık yazarın bir yıl boyunca Paris yakınlarındaki bir süpermarkette yaptığı gözlemlerinden oluşuyor. Tüketim toplumu üzerine yazılmış bir günlük.
Diliyle, atmosferiyle okurunu bir odanın içine hapseden edebi ağırlıklar ararken; bir süpermarketin reyonları arasında gezinmek... Açıkçası Ernaux furyasının artık bir doygunluk noktasına ulaştığını ve yazarın o güçlü edebi mirasının bu küçük notlarla zedelenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Ernaux’dan dokuz kitap okumuş bir okur olarak şimdilik sessizce rafa kaldırıyorum.
Çünkü asıl heyecanım, edebiyatın karanlık, tekinsiz ve büyüleyici labirentlerinden seslenen başka bir kadına: Clarice Lispector'a ait.
Can Yayınları bu ay Lispector külliyatından çok özel iki eseri (Kuşatılmış Kent ve Bir Öğrenme ya da Hazlar Kitabı) okurla buluşturuyor. Lispector, günlük hayatın sıradan olaylarıyla ilgilenmez; onun asıl derdi insanın zihni, bedeni, hiçliği ve o delilikle dâhilik arasındaki incecik zardır. Virgülle başlayıp iki noktayla biten bir roman yazacak kadar cesur, insanın kendi