Herkese merhaba
Bu ayın en uzun okuması ile karşınızdayım.
Özellikle zaman ve psikanaliz üzerine yazılmış tam bir çağ romanı okudum. Yazarla Buddenbrooklar kitabı ile tanışmış ve çok beğenmiştim.
Kitabın konusu ve ne anlattığına genel olarak bir yorum yapacağım. Aslında basit bir konusu olsada içeriği oldukça derindi. Kahramanımız Hans Castorp Alpler’deki bir sanatoryumda yatan kuzenini üç haftalığına ziyarete gider. Ama kendisinin de hasta olduğunu öğrenerek yedi yıl burada kalır. Bu süre içinde yaşadıklarını da tüm ayrıntısıyla bizlere anlatır.
Kitap bu sanatoryumda tüberküloz hastaları arasında geçerken öyle bir hava katılmış ki sanki orası bir sayfiye evi gibi oradakiler misafir ve felsefi konuşmalar yapıyorlar arada sırada birileri ölüyor ve siz o zaman farkına varıyorsunuz nerede olduğunuzu. Sonra akışa göre tekrar sayfiye evi moduna felsefi sohbetlere geri dönebiliyorsunuz
Bence kitapta asıl anlatılmak istenen de bu tüberküloz hastalığı değil oradaki asıl konu ruhların sorunu. Yazar aklından geçen her konuyu deneme tarzında tek tek karakterler üzerinden uzun uzun sorgulatarak anlatmışta anlatmış. Öncelik zamana verilmiş ve bunun yanında yaşam, ölüm,aşk,insan ilişkileri ve savaş anlatılmış. Anlatımlarını zaman üzerinden yapan yazar Alp dağlarının oradaki mevsimleri tasvirlemesi en ilgi çekici kısımdı. Bu yüzden de kitabın adının bundan yola çıkarak Büyülü Dağ olduğunu düşünüyorum.
Romanda yaşamı anlama, bir arayış, varoluş mücadelesi var. Sanatoryum ve ölüm bu bağlamda bir metafor olarak düşünülmüş olabilir. Her bir karakter kendi felsefi bakış açılarıyla hayata farklı yaklaşımlarını göstermiş. Bizde bu yaklaşımları zaman ve ölüm üzerinden okuyoruz.
Temposu oldukça yavaş bir romandı. Çok sıkıldığım anlar oldu. Ama okunmaya değerdi. Ve önemli bir soru;
Eğer