Baba İzi ~ Necati Öziri
Merhaba sevgili kitapseverler, edebiyatta radikal gerçeklik nedir? önce buradan başlamak istiyorum. Travmayı, öfkeyi, sınıfsal ya da politik yarayı sadece konu olarak seçmek değil
dilin, bakışın, mesafenin, suskunluğun; yani metnin eti kemiğidir radikal olan. Okuru duyguyla ikna etmeye çalışmadan ajitasyon yapmadan gerçeği filtresiz biçimde önüne koymaktır.
Baba İzi’ne bu beklentiyle başladım. Çünkü arka kapakta “radikal bir gerçeklikle yazılmış, öfkeli, güçlü, sevgi ve özlem dolu bir roman” vaadi vardı. Kitap, bir baba-oğul ilişkisi üzerinden göç, aidiyet ve kuşaklar arası kırılmaları merkeze alan bir metin. Okurken şunu fark ettim: Bu metin radikal gerçekçilikle değil, radikal bir söylem iddiasıyla ilerliyor.
Edebiyat bazen nasıl anlatıldığı ile de okurları etkiler yada etkilemez. Kitapta anlatıcı sürekli her yerde. Olmadığı sahnelerde bile başkalarının zihnine giriyor, onların yerine düşünüyor, onların adına konuşuyor.
“Olurdu, yapardı, giderdi” gibi yuvarlak, belirsiz, düz cümlelerle ilerleyen bir dil.
Ne sahne derinleşiyor, ne karakter. Olay örgüsü neredeyse yok.
Baba travması ve aidiyet üzerine bir şeyler söylenmek isteniyor ama bana hiç bir duygu geçmedi. Altını çizdiğim satırlar soru işaretleriyle dolu. Babaya karşı bir öfke dile getirilmeye çalışılıyor ama metnin kendisine oturmuyor. Okuduğum her şey çok yapay geldi. Bir okur olarak metinden beklediğim karşılığı bulamadım.
Kitabın Almanya’da ödül almış olmasını da biraz daha serinkanlı düşünmek gerekiyor. Ödüller her zaman metnin edebi gücüne değil; bazen dönemin politik iklimine, gündemde olan temalara ve o temaların temsil edilme biçimine de veriliyor. Göç, aidiyet, kimlik gibi başlıkların bugün Avrupa’da sosyopolitik olarak çok güçlü bir karşılığı var. Ödül almak, bir metni