Sanat önemlidir, çünkü ruhun mevsimlerini ya da ruhun yolculuğundaki özel veya trajik bir olayı anımsatır. Sanat, sadece kendimiz için değildir, sadece kendi kavrayışımızın bir göstergesi değildir. Peşimizden gelenler için bir haritadır da.
Vahşi doğa şifa bohçalarını taşır: Bir kadının olmaya ve bilmeye gerek duyduğu her şeyi taşır. Her şeyin dermanını taşır. Öyküler ve düşler, sözcükler ve şarkılar, işaretler ve simgeler taşır. Hem araç hem de amaçtır.
İnsan feda etmeye ve sunmaya gönüllü olduğu benlik miktarıyla şifa sanatında, öykü tıbbında yeterli hale gelebilir ki, buradaki feda etmek ifadesini sözcüğün her anlamında kullanıyorum. Feda etmek insanın kendisinin seçtiği bir acı değildir, son durağın “fedakar” kişi tarafından kontrol edildiği “uygun bir acı” da değildir. Feda etmek büyük ve zahmetli uğraşlar, hatta önemli bir rahatsızlık da değildir. O bir noktada”kendi yapmadığın bir cehenneme girmek” ve oradan, tümüyle uslanmış, dikkatini tümüyle toplamış, tümüyle adanmış olarak geri dönmektir. Ne daha fazlası, ne daha azı.
Büyükannem Katerin en cahil kişinin, bilmeyen değil, ama "bilmediğini bilmeyen” kişi olduğunu söylerdi. En kötü durumdaki, başkaları için fazlasıyla tehlikeli olabilecek kişi ise, “bilmediğini bilen ve buna aldırmayan” kişidir.
Misyonunuzu, azminizi yitirdiğiniz, kafanızın karıştığını, biraz yorulduğunuzu hissediyorsanız, o zaman psişenizin içinde ruhunuza pusu kuran İblisi arayın. Onu iş üstünde göremez, duyamaz ya da yakalayamazsanız faaliyette olduğunu varsayın ve her şeyden önce uyanık kalın; ne kadar yorgun, ne kadar uykulu, gözlerinizi asıl işinize ne kadar çok kapamak istiyor olursanız olun.