bu kahveyi iyi ki bulmuştum. günün belli bir zamanını hiç olmazsa ısınarak geçiriyordum. insan iyi şeylere ne tez alışıyor. bunu sezdiğimden mi neden bilmem, -kendimi sobanın sıcak doyumsuzluğuna alıştırmaktan kaçınmak için olsa gerek- sobaya uzak duruyordum. ayaklarım pek ısınmasa da, içimi bir bardak sıcak çayla ısıtırken, arkamda, uzakta yanan odun sobasının harlı sesi de bütün içimi, duyularımı ısıtıyordu. bu da yetiyordu bana.
annem için bu ölüm yeni sayılmazdı. çoktan ölmüştü annem. bedenine gizlenen o bilinmedik dert çoktan onu yatağında çürütüp tüketmişti. nicedir bir tutam yolunmuş tüydü annem, büzüşük bir kuru yapraktı. ama vardı. şimdi yok.
odamın kapısını açar açmaz yüzüme çarpan annemin yokluğu bir büyük yalnızlığa dönüşüp beni azaltıyordu. ona ne kadar alıştığımı onsuz kalınca anlamıştım.