Kış doğumluyum, kış çocuğuyum. Ondan mıdır bilmem kar çok severim. Hasretle yağmasını beklerim. Yağdığı güne dair hayaller biriktiririm, planlar yaparım. Hayalimde kardan donan ellerimi mis gibi tarçın kokan bir salep kupasına sararım. Ama kara hep yolda yakalanırım değil salep düşünmek, kar topu oynamak sağlıkla hedefe varmaktan başka düşüncem olmaz. Cefası var, çok, dondurucu, bazen can yakıcı ama sefası da var huzur veren, dinlendiren, dinginleştiren, içimizdeki çocuğu harekete geçiren…
Zaten hayat da biraz böyle değil mi? Çoğu zaman hayalini kurduğun anlar gerçekleşirken birden en hazırlıksız olduğun yerinden yakalar seni. Tam oldu derken zorluklarıyla sınar. Sonra dönüp o günlere baktığında aslında o anlarda öğrendiğini, durulduğunu, derinleştiğini görürsün.
O halde haydi uyan.
Bazı güzelliklerin planlandığın gibi gelmeyebileceğini, yolda yakalayacağını üşüteceğini, zorlayacağını ama geriye dönüp baktığında “iyi ki” dedirten sessiz bir iz bırakacağını unutmadan.