Modern dünyanın inşasıyla birlikte insanlar varolan her şeyin içinde "mutluluk" aramaya koyulmuşlardır. Mutluluk, sahip olduklarımızın sağlamakla yükümlü olduğu yegane bir amaca dönüşmüştür. Öyle ki, ihtiyacımızdan hep daha fazlasına ihtiyacımız olduğu fikrini zihinlerimize net bir muvaffakiyet ile empoze eden kapitalizmin de etkisiyle, mutsuzluğu yok sayan insan topluluğu, o acınası mutluluğu için her şeyi satın alabilir hale gelmiştir. Reklam panoları, televizyonlar, internet uygulamaları, pazarlamacılar, broşürler, afişler, ürün ambalajları, spot ışıklar ve insanın nice üretimi mutluluk vaatleri ile hedef kitleyi mest eder. Peki ya görmezden gelinen o ihtimale ne demeli? Mutsuzluğun en hakiki biçimde varoluşunun çarpıtılmasına ne ad verilmeli? Zıt kutupların birbirini tamamlayışı, söz gelimi ölüm yoksa yaşamın, acı yoksa hazzın, mutsuzluk yoksa mutluluğun anlamsız olacağı gerçeği neden ısrarla inkar edilmekte?
İşte tam da bu noktayı ele alıyor Wilhelm Schmid. Mutluluğun dayatıldığı dünyada mutsuzluğun da çarpıcı biçimde bizlerle birlikte olduğunu ve bundan korkanın, kaçınanın fena halde tökezleyeceğini söylüyor. Daima pozitif olasılıklara şartlandırılmış bir zihnin, olumsuzluk karşısında duyacağı yetersizlik hissiyatının bireylerde uyandıracağı etkiler için uyarılarda bulunuyor. "Her hoşluğa tekabül eden bir nahoşluk, her iyilik haline tekabül eden bir kötülük hali, her mutlu oluşa tekabül eden bir mutsuzluk vardır." Buradan anlıyoruz ki karşı kutbun varlığını yok saymak insanın kendini en berbat şekilde kandırışıdır. Bu aldanıştan kurtulmak için mutsuzluğu kabullenmeli, onun sunacağı nimetlerden faydalanmayı öğrenmeliyiz. Refahı daima yüksek olan biri tecrübe edinmeyi aklına getirmeyecekken, hayatı sorgulayan, içinin derinlerine ve sıkıntılarının kaynağına yolculuk