25 yıl sonra biz seninle belki yine ben û sende surlara çıkarız,
ama biraz yaşlanmış oluruz..
senle beraber bütün karadeniz'in etrafını bisikletle dolanırız.
batum’da çaça içer, hüzünlü gürcüce şarkılar dinleriz.
sonra bi de mayakovski’nin evine götürürüm seni. bir haftada doktor çehov'dan öyküler okuruz.
"içelim ve birbirimize sen diyelim" deyip moskova petruşki treninde votka içeriz.
varna'da "karşı kıyıdan sesleniyorum.. sesimi işitiyor musun? mehmet, mehmet..." diyip nâzım'ı yâd ederiz.
sonra, haritayı açarız: gözümüzü kapatırız, parmağımızı koyarız bir noktaya, derim yürü dünya haritasına...
sonra ben belki politikaya atılırım ama sadece ulaştırma bakanı olurum ha, bütün ülkeyi demir yollarıyla döşerim sadece batıdan doğuya değil. doğudan karadeniz'e, karadeniz'den akdeniz'e... uzun uzun demir yolları...
sonra her bölgede yok olmakta olan diller ve kültürlerle ilgili enstitü kurulmuş olur…
sonra
sonra
belki her şey değişmiş olur..
sonra çalışma saatleri beş saat olur,
sonra, 30 yıldır içinde bulunduğumuz bu çatışma ortamıyla ilgili hakikatleri araştırma komisyonları kurulmuş olur..
sonra…
ne çok sonra var değil mi ?"
"Mutluluk diktatörlüğü tehdidi, mutsuz olmaya pek alan bırakmıyor. Mutluluğun insan hayatı üzerindeki egemenliğinden şüphe duyan herkes suratına sert bir rüzgar yiyor."
"bugün benim günüm değilmiş!" bunu diyebilenin talihi yaver gitmiş demektir: zira birçok insanın kötü günü bir günden fazla sürer. en büyük mutsuzluğu yaşamak onların payına düşer ve bunu kendileri seçmemişlerdir. insanları sürekli mutlu olmaları gerektiğine inandırmış bir çağda yaşamak, bu durumu ağırlaştırır. ilan panoları "mutluluk!" diye bağırır. reklam spotlarından "böyle mutlu olursunuz!" kıvılcımları çakar. broşürler "daha fazla mutluluk" vaat eder. gezi düzenleyen kuruluşlardan "mutlu olma garantisi"yle yer ayırtabilirsiniz. "direksiyonu mutluluğa kırmanın yolları" başlığı atan gazeteler, çok geçmeden hayretler sorar: "niçin daha mutlu değiliz?"
"kasaba yaşamak boğucu ve sıkıcıdır; yüksek ideallerden yoksun olan toplum zorbalıkla, kaba bir sefaletle ve iki yüzlülükle çeşitlendirilmiş cansız, anlamsız bir yaşam sürmektedir."