"Doğa, Tanrı'dan bütün evrene ve parçalarına sinmiş tanrısal akıldan başka nedir ki?" der De Beneficiis adlı kitabında. İnsanın aklı da, insanın bedeni içine yerleşmiş tanrısal soluğun bir parçasıdır. Tanrı, insanın içine iner, Tanrı olmadan bilgelik olmaz. Bu tanrısal soluk, kötülüklerimizi, iyiliklerimizi gözetler; onun yardımı olmadan kadere üstün gelemeyiz. Bilgelik de yetkin akıldır
Bir şey yitirdin mi?" diye sorunca şöyle der: "Benim olan her şey benimle birlikte." Güçlü, cesur adam diye buna denir işte! Düşmanı zafer kazanmışken bile yener düşmanını. "Hiçbir şeyimi yitirmedim," der ve düşmanını "Acaba zafer kazandım mı ben?" diye kuşkuya düşürür. "Benim olan her şey benimle birlikte": Yani adalet, cesaret, sağduyu ve insandan geri alınabilecek her şeyi değerli saymamak becerisi onunla birliktedir. Alevlerin arasından hiç zarar görmeden geçen kimi hayvanlara şaşarız ya; asıl bu adam, silahların, yıkıntıların ve alevlerin ortasından yara bere almadan geçip giden bu adam hayran olunmaya değmez mi? Bak, bütün bir ulusu yenmek, bir tek adamı yenmekten daha kolay, görüyor musun?
Bu yüzden insan türünün en büyük nimeti olan ileriyi görme niteliği, bir kötülüğe dönüşmüştür. Vahşi hayvanlar gördükleri tehlikelerden kaçarlar. Kaçıp kurtuldukları zaman da güven duygusu içindedirler artık. Oysa bize hem gelecek hem de geçmiş işkence eder. Elimizin altındaki birçok nimet zarar verir bize: Bellek, korkunun işkencesini geri getirir, öngörme onun önüne geçer. Hiç kimse sadece o günün sorunları yüzünden mutsuz değildir ki!