- Janos, bana bak, buraya gel.
Yanına yaklaştı.
- Eğer cesaret edebilirsen, buraya, yatağımın kıyısına otur.
- Cesaret edebilirsem mi? Neden cesaret edemeyecek mişim?
- Kim bilir, belki tam sen burada otururken ölmemden korkarsın! Ama bundan korkmana gerek yok. Öleceğimi hissedersem sana zamanında haber veririm.
Sonra parmaklarının uçlarına basarak, küçük çocuğun hasta yattığı odaya girdiler.
(...)
Yatağın yanında durdular. Yoksul, zavallı basit insanlardı. Şimdiye kadar birçok derdi, kederi birlikte yaşamışlardı. O yüzden artık yakınmamayı da öğrenmişlerdi. Orada öylece durup, başlarını eğmiş, acıya katlanıyorlardı.