Ben sevdamı kefenledim gelsen de bir gelmesen de..
Parçalandı sabır taşı, gelsen de bir gelmesen de kurudu gözümün yaşı, silsen de bir silmesen de. yaşadığım bir beladır, failin gözü eladır, şahidim arş-ı aladır, bilsen de bir bilmesen de. gah ağladım gah inledim, gönlün sesini dinledim, ben sevdamı kefenledim, ölsen de bir ölmesen de. ister parla ister sabret, ister boşver ister cebret, olan oldu, artık ibret, alsan da bir almasan da. bilmedin kar zararını, bugüne sattın yarını, pişman olup (eyvah deyip) saçlarını, yolsan da bir yolmasan da.
Şiir
Sen sadece Parla
Kimsenin egosunun oyuncağı olmayın. Bugün çok ilgili olup yarın yok olan insanlar, sizi değil, kendilerini besler. ~Zaya Blaze
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Toplanın Parlıyoruz…:)
Yüksek kal ve parla kızım. Sen aurası yüksek, cıvıl cıvıl bir kadınsın. 💃
1000Kitap
Parla ve korkma
"İNCİ" Hep böyle bak bana, hep böyle parla
45. BÖLÜM ✨️Serkan ✨️ Arabayı apartmanın önünde yavaşça durdurdum. Motorun son homurtusu sokağın sessizliğinde yankılanıp kaybolurken, ellerimi direksiyondan çekmedim. Bu sessizlikte kalbimin atışını net bir şekilde duyabiliyordum; tanıdık ama olağandışı bir ritimdi. Sanki bir orkestra şefi en önemli notadan hemen önce asasını havada tutmuştu. Saate baktım; tam zamanında gelmiştim ama nedense erken gelmiş gibi hissettim. Beklemek istedim. Sonra onu gördüm. Birinci kattaki pencerenin ardından tül perdenin hafifçe yana kaydığını fark ettim. Loş sokak lambasının sarı ışığı altında sadece bir gölge, bir siluet. Ama o gölge bile yetiyordu nabzımı hızlandırmaya. Sonra perde kapandı ve telefonum çalmaya başladı. Ekrandaki isme bakıp gülümsedim. "Ben geldim," dedim, sesimdeki sabırsızlığı gizleyemeyerek. "Seni bekliyorum. Hazır mısın?" "Hazırım, hemen geliyorum." Dakikalar sonra apartman kapısı aralandı. İnci’nin o ilk adımı… Hâlâ gözümün önünden gitmiyor. Beyaz, belini zarifçe saran, ardından ipek gibi dizlerinin biraz altına kadar inen sade ama asil bir elbise giymişti. Kumaşı, sokağın zayıf ışığında gümüş bir akıntı gibi parlıyordu. Kusursuzdu. Omuzları açıktaydı; narin, savunmasız ama gururlu bir duruşla. Göğüs kısmındaki dantel, tenine neredeyse dokunuyor gibi; Zarafet, sadelik, ihtişam… Hepsi bir arada. Arabadan çıkıp kapısını açtım. Beni en çok etkileyen şey ise yüzündeki değişen ifadeydi. Gözleri daha parlak, duruşu daha kendinden emin, gülümseyişi daha içtendi. Bir şey değişmişti. İçinden bir şey kırılıp dökülmüş, yerine yepyeni ışık saçan bir güç gelmiş gibiydi... Göz göze geldiğimizde, yıllardır binlerce kelimeyle oynayan ben, bir tek cümleye mahkum kaldım: "Çok güzelsin." Daha fazlasını söylesem, sesimdeki titreme bütün karizmamı
1000Kitap
Ziya Gökalp – Sosyolojik Metinler ve Émile Durkheim Cumhuriyet’in fikri kurucularından olan Ziya Gökalp, Türk milliyetçiliğinin sosyolojik zeminini hazırlarken Fransız sosyolog Émile Durkheim’ın fikirlerini Türkiye’ye taşımıştır. Dönemin ve sonrasının pek çok eleştirmeni (özellikle Hilmi Ziya Ülken), Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları ve çeşitli makalelerinde yer alan "hars (kültür) ve medeniyet" ayrımını, kolektif bilinç teorilerini Durkheim’dan doğrudan aldığını, ancak metinlerinde Durkheim’a yeterli atıf yapmayarak bu fikirleri tamamen kendi özgün buluşu gibi sunduğunu iddia etmiştir. Bu durum, akademik dünyada "fikri intihal" kategorisinde uzun yıllar tartışılmıştır. Kaynakça: Hilmi Ziya Ülken, Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken Yayınları, İstanbul, 1966. Taha Parla, Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye'de Korporatizm, İletişim Yayınları, İstanbul, 1989.
1000Kitap