45. BÖLÜM
✨️Serkan ✨️
Arabayı apartmanın önünde yavaşça durdurdum. Motorun son homurtusu sokağın sessizliğinde yankılanıp kaybolurken, ellerimi direksiyondan çekmedim. Bu sessizlikte kalbimin atışını net bir şekilde duyabiliyordum; tanıdık ama olağandışı bir ritimdi. Sanki bir orkestra şefi en önemli notadan hemen önce asasını havada tutmuştu. Saate baktım; tam zamanında gelmiştim ama nedense erken gelmiş gibi hissettim. Beklemek istedim. Sonra onu gördüm. Birinci kattaki pencerenin ardından tül perdenin hafifçe yana kaydığını fark ettim. Loş sokak lambasının sarı ışığı altında sadece bir gölge, bir siluet. Ama o gölge bile yetiyordu nabzımı hızlandırmaya. Sonra perde kapandı ve telefonum çalmaya başladı. Ekrandaki isme bakıp gülümsedim.
"Ben geldim," dedim, sesimdeki sabırsızlığı gizleyemeyerek. "Seni bekliyorum. Hazır mısın?"
"Hazırım, hemen geliyorum."
Dakikalar sonra apartman kapısı aralandı. İnci’nin o ilk adımı… Hâlâ gözümün önünden gitmiyor. Beyaz, belini zarifçe saran, ardından ipek gibi dizlerinin biraz altına kadar inen sade ama asil bir elbise giymişti. Kumaşı, sokağın zayıf ışığında gümüş bir akıntı gibi parlıyordu. Kusursuzdu. Omuzları açıktaydı; narin, savunmasız ama gururlu bir duruşla. Göğüs kısmındaki dantel, tenine neredeyse dokunuyor gibi; Zarafet, sadelik, ihtişam… Hepsi bir arada. Arabadan çıkıp kapısını açtım. Beni en çok etkileyen şey ise yüzündeki değişen ifadeydi. Gözleri daha parlak, duruşu daha kendinden emin, gülümseyişi daha içtendi. Bir şey değişmişti. İçinden bir şey kırılıp dökülmüş, yerine yepyeni ışık saçan bir güç gelmiş gibiydi... Göz göze geldiğimizde, yıllardır binlerce kelimeyle oynayan ben, bir tek cümleye mahkum kaldım:
"Çok güzelsin."
Daha fazlasını söylesem, sesimdeki titreme bütün karizmamı