"Ah, bu insan yüzleri! Her şeyimizi bağladığımız, durmadan yanıldığımız, istediğimiz kadar bol hasletler, adilikler, iyilikler, kötülükler, delilikler, akıllılıklar, sevdalar yüklediğimiz insan yüzleri! Yanılsak da zararı yok! Bu yüze olmazsa ötekisine yükleriz saydıklarımızı.”
makineleri, marifetleri, büyüleri, hiçbir şeyi insanın hayatını uzatmaya yetmedi; ne de insanı daha mutlu daha huzurlu kılmaya. gelin, onun için biz tanrının mucizevi makinesine ve onun becerilerine bakalım ve beyaz tanrı bir oyun edecek olursa görmezden gelelim.
papalagi hiçbir şeyi sevemez, makine her şeyin aynısından bir daha yapabilirken nasıl sevsin ki?
o sevgisiz mucizelere sahip olması için makineyi yüreğiyle beslemesi gerekir papalagi'nin.
birileri çıkıp daha fazla istediği için, tanrı, güneşini bile herkese eşit dağıtamıyor. birçokları gölgede küskün ışınları yakalamaya çalışırken, pek azı güzel ve büyük güneşli alanlarda oturuyor.
bizim dilimizde "lau" benim demektir, ama aynı zamanda da senin demektir. oysa papalagi'nin dilinde bu senin ve benim gibi aynı anlama gelen tek bir söz bile yoktur. benim olan yalnızca ve tek başına bana aittir, senin olan ise yalnızca ve tek başına sana.