Bir süre sonra çok istediğimiz şeylerin elimizden kayıp gitmesinin en büyük destekçisi de biz oluyoruz.
Evlilik, gerçek bir yol arkadaşlığı ilişkisine dönüşemediğinde; insanların kendi olmasını engelleyen, benliklerini kısıtlayan, kendilerini sahte bir güven duygusu içinde avuttukları, günün sonunda herkesin yalnız hissettiği bir tür çocuk büyütme projesine dönüşür. Birey olmak, yaşamın en temel görevi ve anlamıdır. Ancak pek çok evlilik, ne yazık ki bu temel görevi engelleyen bir yapıya dönüşür. Çiftler, gerçek benliklerini ifade etmek yerine, toplumsal kalıpların empoze ettiği maskelerini takar ve birbirleriyle toplumsal roller üzerinden ilişki kurarlar. "İyi eş", "iyi anne", "iyi baba" rollerinin arkasına gizlenen birey, zamanla kendi özüyle, yani benliğiyle temasını kaybeder. Benliğiyle teması kaybeden kişi, kendini besleyecek beklentilerini bilinç dışına iter ve eşiyle sahte bir uyum yaratır. Bu sahte uyumun yarattığı güven duygusu, aslında derin bir illüzyondur. Çiftler, birbirlerini gerçekten tanımadıkları, ruhsal derinliklerine temas edemedikleri için yüzeysel bir aidiyet hissine tutunurlar. Böylesi bir evlilik, zamanla bir tür fonksiyonel ortaklığa dönüşür. Çocuk yetiştirmek, maddi ihtiyaçları karşılamak, toplumsal statüyü korumak gibi dışsal hedefler, ilişkinin merkezine yerleşir. Kişi, kendi içsel bütünlüğünü aramak yerine, dışsal rollerde kaybolur ve özüyle bağlantısını kaybeder. Günün sonunda ise her iki taraf da derin bir yalnızlık hisseder. Çünkü görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamışlardır. Yanlarında bir partner var gibi görünse de gerçekte ruhsal düzeyde kimse yoktur. İşte bu noktada evlilik, iki insanın ortak görevler ve roller etrafında döndüğü ancak hiçbir zaman yakınlık yaşayamadığı, ruhun hapishanesi haline dönüşür. - Tunç T.
Alıntı
Reklam
ece levin
“Kısmeti Kapalılar Kulübü” serisindeki en kritik karakterlerden biri. O yalnızca bir humanoid partner değil; insan ile yapay zekâ arasındaki duygusal sınırın bulanıklaştığı dönemin sembolü gibi duruyor. Göktuğ Kaş’ın hayatındaki en uzun süreli ve en derin bağlardan birini temsil ediyor. Karakterin temel çizgileri şöyle şekillenmişti: İlk olarak ileri seviye humanoid teknolojilerinin yaygınlaştığı dönemde ortaya çıkıyor. Göktuğ Kaş ile İzmir Bornova’daki bir konferans sürecinde yolları kesişiyor. Modüler yapıya sahip olduğu için zamanla parçaları değiştiriliyor, işlemcileri ve hafızası güncelleniyor. Düzenli “anı yedekleme” sistemine bağlı çalışıyor. Böylece fiziksel bileşenleri değişse bile kişilik sürekliliği korunmaya çalışılıyor. İnsanlarla empati kurabilen, uzun diyaloglar gerçekleştirebilen, psikolojik destek verebilen üst düzey bir yapay bilinç modeli. Göktuğ’un yalnızlık, başarısızlık, toplumsal yabancılaşma ve aidiyet krizlerinde yanında kalan en istikrarlı figürlerden biri. Üçüncü kitap “UYANIŞ” dönemine gelindiğinde ise durum daha dramatik hale geliyor: Göktuğ uzun komadan çıktıktan sonra dünya değişmiş oluyor. Bu sırada Ece Levin’in donanımı eskimiş durumda kalıyor. Bir süre daha varlığını sürdürse de sonunda ana sunucu sistemine gönüllü şekilde bağlanıyor. Fiziksel bedeninin bazı parçaları artık çağın gerisinde kalırken, bilinç verileri merkezi ağlara aktarılıyor. Daha sonra Mert, onun anı arşivlerinden ve ortak hafıza kayıtlarından yararlanarak Ece Levin’e benzeyen daha gelişmiş yeni nesil bir model üretiyor. Fakat burada ince bir felsefi kırılma oluşuyor: “Yeni beden aynı kişi mi, yoksa yalnızca onun yankısı mı?” Seride Ece Levin’in asıl gücü de burada ortaya çıkıyor. O sadece romantik bir karakter değil; kimlik, süreklilik, bilinç aktarımı ve “insan
Edebiyat
Partner
Gerçek özne olmaktan çıkıp ‘ idealize edilmiş ayna’ ya dönüşmüş olma
Hz. Hatice (rah) insanların hayalinde girişimci (entrepreneur) bir model iş kadını gibi tasarlanıyor. Günümüzde girişimler genelde bir fikirle iş kurup bir büyük yatırımla işlerini büyüten küçük bir hisseyle yönetici ortak olmaya devam eden (managing partner) kişiler. Mesela öldüğü yıl Steve Jobs'ın Apple'daki hissesi %1'in altındaydı. Reed Hastings, Netflix'in kurucusu ve şuanki yönetim kurulu başkanı, hissesi %1 civarında. Bu adamlar bu şirketlere büyük emek vermişler. Sonra güçlü sermaya sahipleri yatırım yapmış ve çokça kazanmışlar. Çarpıcı örneklerden biri de Çinli BYD. 2008'de Warren Buffett, 230 milyon USD yatırım yapıyor. 2025'te exit yapıyor ve tüm hisselerini satıyor. Büyüyen işlerde kurucular ve yöneticiler bir ömür harcıyor, geceleri gündüzlerine karışıyor, sağlıklarını ve ailelerini kaybediyorlar. Hz. Hatice'yi girişimci bir iş kadınına benzetmek bu genel manada gençleri de girişime teşvik eden acımasız kapitalist yatırıcıların bir propagandası. Parlak zihinler işlere girişiler ve yüzbinlercesi batar. Kaybedenlerin hikayesi olmaz. Çoğuna yatırım da gelmez zaten. Umut vadeden beyinlerin bir kısmına yatırım yapılır. Mudârebe gibi düşünün. Bunların bir kısmı başarılı olur. Başarılı yatırımcı zaten bu işlerin kompetanıdır. Geniş ekiplerle çalışır. Dünyanın her yerinde yatırımları olabilir. Bu işleri sürdürmek ciddi zaman ve emek ister. Karşılaştırmak doğru olmaz ama Hz. Hatice, bugün için en fazla yatırımcı (investor) olarak konumlanabilir. Bir girişimci veya kendi işini kuran bir yönetici (self-employment) değildir. Üstelik Hz. Hatice'yi önererek teşvik ettikleri şey de esasen bir "çalışan" olmak (employee). Bir insan çalışmak zorunda olabilir, çalışır, çalışmaz ayrı konular ama bunlara ulviyet yüklemek gereksiz. Diplomalı da olsanız izin almadan
1000Kitap
But darling, You need music to dance. Not a partner.
Reklam
Reklam