Yüzyıllar boyunca “tembelliği” ile bilinen Oblomov karakteri yalnızca uyuşuk bir insan
tiplemesi değil, aynı zamanda toplumsal ataleti temsil eden bir semboldür. Yazar, dönemin
kapitalist düzene uyum sağlayamayan, pasifleşmiş ve yabancılaşmış insanını eleştirmek için
böyle bir karakter oluşturmuştur. Bu bağlamda Oblomov detaylı olarak incelendiğinde, onun
eylemsizliği basit bir “tembellik” olmaktan ziyade bir düşünce yapısı ve yaşayış biçimi olarak
nitelendirilebilir. Oblomov, daha eserin en başında okuyucuyu yatakta karşılar; başında iki
önemli problem olmasına karşın bu problemleri çözmek için harekete geçemez. Eylemleri
yalnızca zihninde kalır. Oblomov’un problemler karşısındaki bu pasifliği, onun çocukluk
yıllarına dayanır. Oblomovka’da geçen çocukluk yılları; uşaklar ve bakıcılar arasında, “el bebek
gül bebek” bir şekilde geçmiştir. En küçük sorumlulukları bile başkaları tarafından yerine
getirilerek büyütülmüştür. Kendi ayakkabı bağcığını bile bağlamadan büyüyen bu çocuk,
yetişkinlik yıllarında da karşısına çıkan her sorunda yalnızca düşünmekle kalmakta, harekete
geçememektedir.
Oblomov sıkıntıları üzerine düşünürken dairesine gidip gelen arkadaşları vardır. Bu
arkadaşlarının kimi derdini, kimi ise sevincini ve heyecanını Oblomov’a aktarır; ancak sıra
onun kendi sorunlarını paylaşmasına ve fikir almasına geldiğinde, dostlarının ilgisinin azaldığı,
onu tam anlamıyla dinlemeden ortamdan ayrıldıkları görülür. Bu durum, yalnızca bireysel bir
ilgisizlikten ziyade dönemin toplumsal yapısına dair önemli bir eleştiri sunar. Yazar burada
ilişkilerin ne kadar yüzeyselleştiğini, empatiden yoksun olduğunu okuyucuya sunar. Herkes
kendi derdinin peşindedir; ancak kimse diğer insanların duygularına kulak vermemektedir.
Eserde toplumsal eleştiri, Oblomov ile Ştolts’un temsil