Kendi üstüne kapanan birey, taşınabilir bir dünya kazanır; bu dünyanın baştan çıkarıcılığını korumaya, daima yeni duyumlar keşfetmeye, sınırları daha öteye itmeye çalışır, bedenini ayrıcalıklı partner konumuna terfi ettirir. Faili, kendi varoluşuna ten katmak için bedenini dert edinmeye iten şey, pekâlâ dünyanın teninin kaybedilmiş olmasıdır. İnsan, yanı başında bulamadığı müşfik ve suç ortağı partneri kendinde bulur. Aynı zamanda, bedenin dert edildiği yerler de geçici ve sıcak karşılaşmalara açık, kendini çok kaptırmadan keyifli saatler geçirilebilecek yerlerdir. Beden tutkusu, bedeni daha ziyade insanlık halinin çaresizliği olarak gören ikiciliğin geleneksel içeriğini kuşkusuz değiştirir. Modernitenin bu veçhesinde beden tartışılmaz bir değerle ilişkilendirilir ve bu hayranlık onu psikolojikleştirme, ona bir tür ruh katarak (simge katarak) mutlu mesut yaşanılabilir bir yer kılma eğilimindedir. Beden, başkasının yerini tutan bir şeyi kişi ölçeğinde canlandırır. Görünüşle ilgili bu kaygı, bu gösterişçilik, insanı koşmaya ya da para harcamaya yönelten bu "iyi olma" istemi, bedenin toplumsal bakımdan silinmekte olduğu gerçeğini kesinlikle değiştirmez. Bedenin üstü örtülmeye devam etmektedir; bunu en iyi ortaya çıkaransa yaşlılara, ölmekte olan insanlara, engellilere reva görülen akıbet ve hepimizde bulunan yaşlanma korkusudur. Bir tür kişiselleştirilmiş ikicilik güç kazanmaktadır; bunu "özgürleşme"yle karıştırmamak gerekir. Bu bakımdan insan, ancak bedenle ilgili her türlü kaygı ortadan kalktığı zaman özgürleşecektir.