Törless adlı bir gencin ergenlikle birlikte yaşadığı dönüşümler anlatılıyor kitapta. Çoğu incelemenin de yazdığı gibi bir büyüme hikayesi.
Ancak bence kitabın değindiği nokta ergenlikten daha fazlası. Aslında güç dengesinin insanı alçaltma ve yüceltme ikiliğine epeyce vurgu var. Sineklerin Tanrısı'ndaki gibi çocukların içindeki olası canavarı bir kez daha başka bir açıdan görmemizi sağlıyor. Kitabın bana hissettirdiklerini, düşündüdüklerini nasıl toparlayayım, nasıl ifade edeyim bilmiyorum. Aklımdan onlarca fikir geçiyor ama toplaşıp düzenli bir hal alamıyorlar. Şimdi ifade etmeye çalışayım.
Törles her ergen gibi kimlik oluşturma ve ait hissetme ihtiyacı için bir gruba dahil oluyor. Masum gibi görünen, gizli ve ürkütücü emelleri olan ve yaptıklarına kendince kılıf uyduran karakterlerin oluşturduğu bir grup. Basit bir hırsızlık vakasıyla Basini adlı öğrenciyi türlü işkencelerle kullanıyorlar. Törles de bu iğrenç arkadaşlarını pek de onlara katılmadan izliyor. Ama tepki de veremiyor başta. Kimlik inşası burada yön değiştirmeye başlıyor. Kafasındaki diğerlerinden farklı sorularla ve aldığı terbiye ile yaşananlar çatışmaya başlayınca Törles'in de yolu şekilleniyor. Aslında kim olamayacağını, kim olmak istemediğini arkadaşlarına bakarak görüyor. Asıl çekirdekteki hırsızlık olayı ve devamı sorgulanmalı. O çocuk nasıl bu kadar işkenceye tahammül edebiliyor? Ona cinsel, fiziksel, psikolojik her türlü işkenceyi en ufak merhamet göstermeden uygulayan zorbalar daha ilk bakışta onun rıza göstereceğini nasıl anlıyor? İnsanlar arasında görünmez enerjilerle, mimiklerle, davranışlarla yayılan bir iletişim ağı söylemek istediklerimizden daha fazlasını söylüyor. Bu da diğerleri ile aramızda her an ve her durumda şekillenen bir güç mücadelesi oluşturuyor. İki tarafın birbirine saygı