Kitaba hangi entelektüel bakışla bakmam gerektiğini bilemediğim bir yerdeyim. Yorumları okuyorum, incelemeleri inceliyorum ve şey gibi geliyor: Hani resim sergisi gezerken bazı insanlar aşırı bir ilgiyle resmi yorumlar, değişik terimler kullanır da sen bakınca sadece bir iki çizginin renkle buluşmasını görürsün ya.
Sınıf çatışması, aşk, ihtiras, burjuvazi eleştirisi, otorite karşıtlığı, Batılışma vb. terimlerle anlatılınca seviye atlayan esere benim oldukça sığ yorumum şu olurdu: kelimeler bir araya gelip bir kitap çıkarmış.
Sevemedim açıkçası. Başlarda edebi bir şeyler okuyacağım diyerek zevk alıyordum ama sonra kitabı yırtmak istedim. Son elli sayfada Orhan Pamuk’un bir karakter olarak dahil olması, gerçekten yaşandığına bizi ikna etme çabası bana duygu olarak geçmedi. Kendisi “aşk”ı anlatmak istediğini yazmış ama bu aşk değil. Sürekli olarak Füsün’un memelerinin anlatıldığı, Kemal’ in hayattaki amaçsızlığının bir kadın üzerinden yer bulma çabasının tezahürü olan bir kitap bana göre. Delicesine sevdiği kadının ölümünü üç sayfada geçiştirip hemen yası üzerinden yeni bir hayat amacı yaratmaya çalışıp müze kurması da bunun kanıtı.
Müze fikri, müzenin gerçekten yapılması, yazarın bunu kurgulaması fikri ise çok yaratıcı. Var mı örneği daha önce bilmiyorum ama Pamuk’a aitse helal olsun.
Onun dışında okumayın diziyi izleyin yeterli bence.