Mevzu, Dostoyevski ve onun eserleri olunca Stefan Zweig in düştüğü müşkülatı çok daha iyi anlıyorum. Budala gibi bir esere inceleme yazmak ha. Hadi bakalım kolay gelsin, bana ve size.
1- Dostoyevskiyi tanımadan yapılacak her inceleme , muallakta kalmaya mahkumdur. İddialı mı oldu. Oldu. Ama doğrusu da bu.
2- Emile Michel Cieron , Burukluk adlı eserinde şöyle der. “ Bir yazarın kaynakları utançlarıdır; bunu kendinde bulmayan, ya da bundan kaytaran kişi, ister istemez aşırmaya, ya da eleştiriye yönelecektir”. Dostoyevskinin kaynakları ise utançlarıdır. O utançlarını anlatır. Tam bir melamet ehli sofuluğuyla. İğneyi kendine batırır. Çuvaldızı ise Katoliklere, sosyalistlere, nihilistlere, yabancı sermayeye daha doğru bir söyleyişle; Rusya’ya yabancı olan, dışarıdan empoze edilmeye çalışılan gayri milli unsurlara. Budala kitabını da böyle bağlayarak bitirir.
3- Budala’yı ikinci okuyuşum. İlki Ergin Altay çevirisi idi. 2.si ise Mazlum Beyhan çevirisi. Her ikisi de işinin ehli olsa da Mazlum Beyhan’ın çevirisi daha akıcı ve anlaşılırdır.
4- Budalamız , kitabın baş karakteri. Lev Nikoloyeviç Mişkindir. Her şeyden önce saf,temiz ,çocuksu yapısından dolayı alır bu lakabı. Lakin onu tanıdıkça ondaki mahatma _yüce Ruh_ u görüp,sevip, saygı duyup, ona hayran kalmamak elde değildir.
5- Bir meşhur Lev Nikoloyeviç daha vardır. Bilirsiniz. Lev Nikoloyeviç Tolstoy. Yazar Tolstoydan mı esinlenmiştir,yoksa ona bir gönderme mi yapıyordur. Emin değilim. Yalnız kitabın başında kısaca değinilen Nastasya Filipovnanın babasının tarifi tam da Tolstoyun Anna Karaninasında ki , Tolstoyun kendini betimlediği Levin karakterine çok benzer. İşin ilginçi Tolstoy Anna Karaninayı daha yazmamıştır.
6- Her kitabın bir ana caddesi ve bir de ara sokakları vardır. Dostoyevski göz kamaştıran Ana caddeden