Şimdi bulabildiğim tüm soru cümlelerini üst üste yığıp, bulabildiğim en merhametli cevabın dizlerine yaslamak istiyorum başımı. Bulabildiğim en müşfik cümlenin önünde bir an olsun düşünmeksizin, iyiden iyiye bitik, iyiden iyiye yorgun vücudumu yere bırakmak ıstiyorum. Uzanmak ve hangi günahtan kalma olduğunu kestiremediğim acıların yorgunluğunu bir parça olsun üzerimden atmak istiyorum.
Söylemeliyim ki okuduğum Tarık Tufan kitapları içinde en farklı olanıydı. Metaforlar bağlamında tam bir Tarık Tufan klasiği evet ama, bütünlük anlamında herkesin kavrayabileceği türden değildi kitap. Zorlandığım zamanlar oldu; özellikle diyaloglar fazlasıyla birbirine karıştı zaman zaman. Çok sonra anladım ki çoğunlukla iç ses ile olan bu konuşmalarda aslında kimin kim olduğu çok da önemli değilmiş :)
90'lı yılların sessiz, içine kapanık, kendini ifade edemeyen gençliğin dış sesi olan bir radyo programcısının, onların bu duyulmayan seslerinin çığlığı olduğu bir hikayeydi bu. Dinleyicileriyle ve ardından iç sesiyle çatışan, bu çatışmaları sorgulayan, o dönemin baskılanmış hayatlarını bir radyoculuk hikayesiyle anlatan Tarık Tufan'a teşekkürlerimle!
136 sayfacığa sığdırılmış bir başyapıt..
Tavsiyelerimle...