Paul Samuelson gelinen durumu 1960'lı yıllarda şçyle özetliyordu:
Tam rekabet koşullarında, yani fiyatların hepsinin sonunda marjinal maliyetlerin hepsine eşitlendiği, tüm faktör fiyatlarının sonunda marjinal ürünlerin değerlerine eşitlenip toplam maliyetlerin hepsinin minimize edildiği, bireylerin hakiki arzularının ve esenliklerinin tümüyle dolar oylamalarında ifadesini bulan marjinal faydaları tarafından temsil edildiği koşullarda ortaya çıkan denge şu verimlilik özelliğine sahiptir: ''Başka bir insana zarar vermeden bir insanı daha iyi bir duruma getiremezsiniz.''
Birleşik Devletler'de şirketlerdeki tüm tahvillerin yüzde 76'sına hissedarların yüzde 1'i sahipken, halkın yüzde 50'si, ulusal gelirin ancak yüzde 8'ini alabilmektedir.
Paul Samuelson gelir dağılımındaki bu çarpıklığı, ünlü kitabı Economics'de (iktisat) bir grafik benzetmesiyle şöyle tasvir etmektedir: "Eğer biz bugün her katı, gelirin 1.000 dolarını gösteren çocuklar için tahtadan bir gelir piramidi yapsak, zirve noktası Eyfel Kulesi'nden daha yüksek olurdu, ama hemen hemen hepimiz yerin bir metre altında olurduk."
"Karşılaştırmalı üstünlük. Bir matematikçiye bunun mantıksal olarak doğru olduğunu kanıtlamaya gerek yok. Önemsiz olmadığının kanıtı da bu doktrini anlayan veya anlatıldıktan sonra ona inanan binlerce önemli ve akıllı insandır."