Francis Wolff’un Kusursuz Aşk Yoktur kitabı, "tek solukta biter" diye başladığım ama maalesef tam bir vakit kaybı çıkan bir deneyim oldu. Topu topu 72 sayfa olmasına rağmen, yazarın o kuru ve akademik dili yüzünden okurken resmen ruhum daraldı. Wolff aslında önemli bir felsefeci ama bu kitapta aşkın o büyülü tarafını sadece mekanik birer parçaya ayırıp, arzu ve hayranlık gibi kavramlar arasına sıkıştırmış. İnsan okurken Matt Haig'in o psikolojik derinliğini ya da Tom Robbins’in yaratıcı felsefesini arıyor. Her iki yazarıda çok severek okurum. Kitabın konusu güya aşkın imkansızlığını ve kusurlarını anlatmak ama öyle bir anlatım var ki, yeni bir şey öğrenmekten ziyade sürekli aynı döngünün içinde dönüp duruyorsunuz. Bitirdiğimde hissettiğim tek şey, keşke bu süreyi gerçekten ruhuma dokunacak bir esere ayırsaydım oldu. Kısacası, ince olması sizi yanıltmasın; ne dilde bir akıcılık var ne de içerikte beklenen o vurucu felsefi derinlik.