Valide pazardan tereyağı niyetine aldığı o paketin arkasındaki karınca duası gibi yazılmış %15 süt yağı ilaveli margarin ibaresini fark etmesem, evdekiler safi zehri şifa niyetine tüketeceklerdi; üstelik bu utanmazlar hileleri anlaşılmasın diye margarini neredeyse tereyağı fiyatına satacak kadar arlanmazlaşmışlar! İşimi gücümü asabiyetle bırakıp, o trafik ve park sorunuyla boğulan keşmekeş pazar yerine adeta bir adalet arayıcısı gibi daldım; sırf o üç kağıtçıdan hesap sormak, hakkı haykırmak için arabayı uzun uğraşlarla park edip vardığımda, annemin tezgah başında diğer müşteriler duymasın diye nahifçe ve sessizce derdini anlatmaya çalıştığını gördüm. Karşısındaki pişkin delikanlı ise yaptığı hırsızlığın ve arsızlığın farkında bile olmadan, elimde kalacak bir teres gibi üste çıkmaya çalışıyor, yüzü bile kızarmadan bunun tereyağı olduğunu iddia ediyordu. Çocuğun babası olan yaşlı esnaf ise kurnazca bir müşteriler gitsin, şurada sessizce konuşalım telaşıyla suçunu ikrar ederken, bir yandan validenin sessiz olalım ikazları, diğer yandan benim pazar yerinde zabıta arayışım tam bir trajediye dönüştü; hırsıza insanlık dersi vermeye çalışırken kendimi suçlu gibi savunmak zorunda kalmam ise bu asrın en büyük şahsiyet kırılmasıydı. Annemin de babamın da o masumane fıtratlarıyla şikayet etme, bırak telkinlerine karşı içimden Bu zalimlere merhamet, sizin gibi masumlara ihanettir diye haykırmak geldi; zira o arsız çocuk arkamızdan "Ben bunu başkasına tereyağı diye satacağım" diyecek kadar haramı gözüne koymuşken, benim suskunluğum bir başka mazlumun canını yakacaktı. En acısı da, park yerinden o çileyle çıkarken sıkışık trafiği açmaya çalışan memurun trafik polisi değil, demin pazar yerinde köşe bucak aradığım zabıtanın ta kendisi olduğunu görmek oldu; asıl vazifesini bırakıp