Bizim şu dış görünüşümüz, akıl denizinin bir dalgası, yahut bir ıslaklığıdır. Şekil ve dış görünüş, akıl denizine, “külli aklın nur deryasına” dalmak, deniz olmak ister, fakat aklı akılla, nuru nurla aramayıp da, hislerine ve sebeplere (nedensellik) başvurduğu için, akıl denizi onu, o başvurduğu şeyden de uzağa atar.
Duygusal boşalım bir muhatap gerektirir. Muhatap ile muhabbet* ortamında, acı veren süflî duygular, lâtif duygular haline gelir.
(*muhatap ile muhabbet kelimeleri “hbb” mastarı ile irtibatlıdır. Bu mastardan türetilmiş ikinci mânâ “sevgi”dir.)
Belki de zamanın başlangıcından beri insanın temel dramı, kendisine yetmediğini sandığı bir dünyanın içine yerleştirilmiş olması ve kabına sığmamasıdır.
Hazreti Âli, Rabb’inden yağmur yağdırmasını istediğinde şu şekilde dua edermiş: “ Allah’ım! Bizi bulutların zorlu olanlarıyla değil, uysal olanları ile sula.”