5/10
·176 syf.··
2026 15. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 22:53
*spoiler içerir Sierva Maria, markiz bir baba ve uyuşturucu bağımlısı bir annenin ihmal edilmiş 12 yaşında çocuğudur. Beyaz elitlerin dünyasında değil, kölelerin arasında büyümüştür. Onların dillerini konuşur, onların danslarını eder. Dolayısıyla Sierva, sömürgeci beyaz düzene uyum sağlayamayan "öteki"yi temsil eder. Kuduz köpek tarafından ısırılır ve içine cin kaçtı şüphesiyle kiliseye kapatılır.Onun bu farklılığı, kilise tarafından "delilik ve cinlenme" olarak etiketlenir. Cin çıkarmak için gönderilen rahip Delaura zamanla ona aşık olur. Kızın cinler tarafından ele geçirilmediğini söyler ve onu anlamaya çalışır. Daha sonra aralarında ilişki başlar. Peder daha fazla dayanamayarak ilişkiyi itiraf eder ve aforoz edilir. Sierva ise en sonunda işkencelere dayanamayarak ölür. Kitap beni öyle bir sıktı ki anlatamam. 200 sayfa geçmek bilmedi. Olay akışı desen zaten yoktu, olaylar ilerlemedi. Kızın 12 ve adamın 33 yaşında olması da ayrı bir felaketti. Aşk ve Öbür Cinler
Aşk ve Öbür CinlerGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202510,1bin okunma
8/10
·112 syf.··
2026 32. kitabı
Nuh’un Çocukları Nuh’un Çocukları, Görünmeyen Döngü serisinin bir kitabı olsa da diğerlerinden bağımsız okunabiliyor. Ben kitabı okurken bunu hiç sorun etmedim açıkçası. Hikâye direkt içine çekiyor zaten. Kitap bizi İkinci Dünya Savaşı dönemine götürüyor ve küçük bir Yahudi çocuk olan Joseph’in yaşadıklarını anlatıyor. Joseph’in ailesi onu kurtarabilmek için önce tanıdıklarına emanet ediyor. Ama İnsanlar bir süre sonra kendilerinin de yakalanacağından korkunca Joseph’i Peder Pons’un yanına gönderiyorlar. Peder Pons kesinlikle kitabın en unutulmaz, en etkileyici karakteriydi diyebilirim. Kendine Nuh Peygamber’i örnek almış bir adam. Tıpkı Nuh'un Gemisi hikayesindeki gibi, sadece o masum çocukları kurtarmakla kalmıyor; insanlığın yok edilmeye çalışılan hafızasını, yani o dönemin kültürüne ve dinine ait ne varsa her şeyi gizlice toplayıp koruyor. Kitap boyunca savaşın insanlarda bıraktığı korkuyu çok net hissediyorsunuz. Ama bir yandan da insanların umut etmeye devam etmesi etkileyiciydi. Özellikle Joseph’in yaşadıkları bazı yerlerde gerçekten insanın içini sıkıyor. Buna rağmen hikâye akıp gidiyor, hiç sıkmıyor.
Nuh'un ÇocuklarıEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 202667 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·496 syf.··
2026 4057. kitabı
Umberto Eco okumak benim için her zaman biraz meydan okumaya benziyor. Çünkü Eco size yalnızca bir hikâye anlatmıyor; sizi tarihin, siyasetin, dinin, felsefenin ve insan zihninin karmaşık koridorlarında uzun bir yolculuğa çıkarıyor. Prag Mezarlığı da tam olarak böyle bir kitaptı. Okurken birçok kez durup araştırma yapma ihtiyacı hissettim, bazı bölümleri tekrar okudum ve zaman zaman olaylardan çok fikirlerin peşinden gittim. Bu roman klasik anlamda bir polisiye ya da gerilim kitabı değil. Ortada çözülmeyi bekleyen bir cinayet veya okuyucuyu sürekli ters köşeye yatıran bir gizem yok. Asıl mesele, tarihin nasıl yazıldığı, insanların nasıl yönlendirildiği ve nefretin nasıl üretildiği. Eco, bu kez mezarların arasında dolaşırken aslında insanlığın karanlık tarafını kazıyor. Kitabın merkezinde Simone Simonini var. Fakat Simonini dediğimiz kişi bile tek bir kişiden ibaret değil gibi. Daha ilk sayfalardan itibaren insan kendine şu soruyu soruyor: “Bu adam gerçekten kim?” Çünkü anlatıcıya güvenmek neredeyse imkânsız. Hafızası parçalanmış, kimliği bölünmüş, gerçekle kurgu arasındaki çizgiyi sürekli bulanıklaştıran bir karakterle karşı karşıyayız. Ben romanı biraz da psikanalitik bir gözle okumaya çalıştım. Özellikle Freud'un id, ego ve süperego kavramları sık sık aklıma geldi. Simonini bana sağlıklı işleyen bir benlikten çok, kendi içinde parçalanmış bir zihni hatırlattı. Sahtekârlık yapan, belgeler üreten, insanları manipüle eden, nefretle beslenen bu karakterin aslında kendisiyle bile barışık olmadığını düşündüm. Peder Dalla Piccola karakteri özellikle dikkatimi çekti. Sanki Simonini'nin bastırdığı taraflarının vücut bulmuş hali gibiydi. Bir yerde vicdanı, başka bir yerde ahlaki yükleri, bazen de cezalandırıcı bir iç sesi temsil ediyor gibiydi. Sürekli ortaya çıkıp kaybolması,
Prag MezarlığıUmberto Eco · Doğan Kitap · 20171,230 okunma
Puan vermedi·303 syf.··
2023 74. kitabı
Veba Albert Camus Kitap ne anlatıyor bize öncelikle; Albert Camus’nün 1947 yılında yayımlanan Veba romanı ilk bakışta Cezayir’in Oran şehrini abluka altına alan amansız bir salgının anatomisi gibi görünse de, aslında insanlık durumuna absürde ve bu saçmalık karşısında insanın takınacağı ahlaki duruşa dair yazılmış en güçlü felsefi başyapıtlardan biridir. Camus, dış dünyaya tamamen kapalı, monoton ve denize sırtını dönmüş bir liman kenti olan Oran’ı sahne olarak seçerken, esasen modern insanın sıkışmışlığını ve mekanik yaşamını hedefler. Şehirde aniden beliren ve sokakları dolduran fare ölümleriyle başlayan süreç, insanlığın görmezden gelmeyi seçtiği amansız bir gerçeklikle yüzleşmesinin ilk adımıdır. Romanın temel dayanak noktası, felaketin kendisinden ziyade, insanların bu felaket karşısında geçirdiği psikolojik ve ahlaki dönüşümdür. Camus, vebayı hem somut bir hastalık hem de totalitarizm, savaş, kötülük ve bizzat hayatın anlamsızlığı gibi soyut kavramların bir metaforu olarak kullanır. Romanın satır aralarında şu gerçek tokat gibi yüzümüze vurulur: "Herkesin içinde veba vardır, çünkü hiç kimse, dünyada hiç kimse bundan muaf değildir." Hikaye ilerledikçe Oran şehri dış dünyaya kapatılır, karantinaya alınır ve sakinleri ansızın mutlak bir sürgünlük ve ayrılık hissinin içine fırlatılır. Sevgililer, aileler ve dostlar birbirlerinden kopmuştur. Camus, bu kolektif acıyı tasvir ederken insanın zamana ve mekana karşı verdiği savaşı anlatır. Ancak bu karanlığın tam ortasında, insanın asıl büyüklüğü ortaya çıkar. Romanın başkişisi Doktor Bernard Rieux, soyut ideolojilere ya da metafizik kurtuluş vaatlerine inanmayan, sadece önündeki somut acıyı dindirmeye çalışan bir rasyonalisttir. Rieux için vebaya karşı savaşmak bir kahramanlık değil, sadece bir "dürüstlük" meselesidir.
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,6bin okunma
8/10
·237 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 09:09
Agatha Chiristie Cinayetler kulübü Cinayetler Kulübü *"Esrarı çözülen, suçluları cezalandırılan yüzlerce cinayetten kimse söz etmez.* Bu seferki kitabımız 13 farklı kısa öyküden oluşuyordu. Miss Marple 'in da içinde olduğu altı kişilik bir grup bir evde toplanırlar. Esrarı çözülmemiş olaylardan bahsederler. Hepsi de cevabını bildiği esrarlı olayları anlatmaya başlarlar. Çözümünü ise anlatandan başka hiç kimse bilmiyordur. İp uçlarından anlam çıkarmaya çalışıp gerçeğe en yakın cevabı kim verecek diye sohbet ediyorlar. Bu ekibi ; polis, ressam , peder , bir karı koca, Miss Marple 'in yeğeni ve kendisinden oluşuyor. Miss Marple eski cinayetlere ilişkin bu öyküleri dinlerken bir yandan da örgüsünü örmektedir. Anlatılan olayları tek tek dinleyip tek çözüme kavuşturan yine bu sevimli teyzemiz Miss Marple olur. Hikayelerde , kurnaz bir sekreterden , lanetli olduğu düşünülen bir tapınaktan, gizemli bir sekilde ortadan kaybolan vasiyetnameden , batık gemiden çıkarılıp kaybolan külçe altınlardan, iki adamın bir kadını kıskançlığıdan ortaya çıkan cinayetten, esrarlı kanlı kaldırımdan, bazı çiçeklerin anlamlarında da bahsediyor ....yani ilginç cinayetlerle dolu on üç öykü .... Kimisini Marple teyze gibi çözdük , kimisi bizi şaşırttı ....dinlendirici , akıp giden bir eserdi . Agatha Chiristie hayranlarına tavsiye ederiz okunmalı **Çoğu zaman cinayetler birinin budalaligi, işi karıştırması yüzünden ortaya çıkıyor.
Cinayetler KulübüAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20201,227 okunma
sona varmak mı, yolda her defasında seçimlerini değiştirmek mi?
9/10
·879 syf.··
2026 14. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 13:23
Roland Deschain artık Kara Kule’ye ulaşmak için son yolculuğuna çıkmıştır. Dünya parçalanmaktadır, gerçeklik bozulmaktadır ve Kızıl Kral kuleyi yıkıp bütün evrenleri kaosa sürüklemek istemektedir. Roland ve dostları Susannah, Jake, Oy ve Peder Callahan kuleyi koruyan son ışınların peşinden ilerlerken hem yaratıklarla hem de kendi kaderleriyle yüzleşirler. Yol boyunca ka-tet dağılmaya başlar. Önce büyük kayıplar yaşanır ve Roland’ın kuleye olan takıntısı daha da belirgin hale gelir. Jake ve Oy’un başına gelenler Roland’ın yolculuğunu daha karanlık bir hâle getirir ama buna rağmen Roland durmaz. Çünkü onun için kule her şeyden önemlidir. Bu sırada Susannah başka bir dünyaya geçme şansı bulur ve farklı bir hayat ihtimaliyle karşılaşır. Roland ve arkadaşları yazarı korumaya çalışır; çünkü onun ölmesi bazı dünyaların tamamen çökmesine neden olacaktır. Roland sonunda Kara Kule’ye ulaşır. Kuleye tek başına girer ve katları çıktıkça geçmişindeki bütün acıları, kayıpları ve seçimleri yeniden görür. Zirveye ulaştığında ise aslında her şeyin bir döngü olduğu ortaya çıkar. Roland kendisini yeniden çölün başında bulur; yani hikâye en başa dönmüştür. böyle bir son benim için tam bir hayal kırıklığı, bunu "kubbenin altında" kitabının sonunda da hissetmiştim. bu kadar uzun yazmak mı sonu bu hale getiriyor yoksa yazar sonları saçma ya da belirsiz bir yerde bırakmayı mı seviyor bilemedim. ama bu serinin tamamının bir dizi olmasını kesinlikle isterdim. belki ölmeden görebilirim kim bilir.
KuleStephen King · Altın Kitaplar Yayınevi · 20051,215 okunma