Hüseyin Nihal Atsız ile Ruh Adam kitabıyla tanışmış, hayatımda beni bu derece etkileyen, fikir ve görüşlerime dokunan yazarın diğer kitaplarını da bitirmeye söz vermiştim. Deli Kurt`dan sonra Bozkurtlar`ı bitirmiş bulunuyorum. Keşke diyorum keşke birçok romanı olsaydı da okuma fırsatı yakalasaydık! Diyaloglar içinde geçen sert cümleleri, okurun bir anda yüzüne vurduğu eleştirel dili harika yazarın. Bu romanda belirttiğim şeyi pek hissedemesem de ''Ruh Adam'' kitabında bir hayli hissetmiştim.
Taht oyunlarını elinden düşürmeyen milletimiz ne yazık ki kendi destanını okumuyor çok üzücü! Halbuki bu kitap size şunun garantisini verebilirim ki birçok fantastik-tarihi romandan daha etkileyici, akıcı bir dil barındırır. Özellikle Kürşad`ın 40 çerisiyle birlikte çin sarayını basması öyle dokunaklı ve mükemmel anlatılır ki tarif edilmez, yaşanması gerekir. Kitap içerisinde geçen Ozan`ın şarkıları, ihtilalcilerin öldükten sonra söylediği şu mısralar;
''Delinse yer; çökse gök, yansa, kül olsa dört yan
Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.
Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan:
Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz!''
durumun önemini sonuna kadar açıklar. Roman İşbara Alp`in dalgınlığıyla başlar, Ölüm uçurumunda son bulur. Birinci göktürk devletinde yaşananları, çelişkileri, savaşları, kurultayı, çin prensesin oyunlarını, daha sonrasında alimin ileriyi gören sözlerinden sonra başlayan 2.göktür devletinin kuruluşunu bizlere oldukça akıcı bir dille açıklar. Özellikle Urangu`nun Ay Hanım`a aşkı, sevdası okunmaya değerdir.
Kesinlikle her Türk`ün okuması, tatması gereken bir başyapıt.
Vaktiyle bir Atsız varmış, var olsun!