Korkuymuş peh… Korku havasa ait bir duygu avamın korkma imtiyazı hiç olmadı olamaz… Ya olursa? Olamaz çünkü küçükken yurt edinmek için sığındığı kulübede gece geçiren bir insan büyüdüğünde -yani 15 yaşında- tek kalmaktan korkmaz…
Gün aymış mı ya 🥱😒. Peh
Reklam
ihanet mi aşk mı
fenerim ah fenerim peh fenerim saçlarımla dalga geçirttin beyazlatmışsın diye :(
MÜBELLİĞLER ve MURABITLAR...
Bugün twitterda bir suâlle karşılaştım. Aslında bir suâl değildi. Cevaptı. Daha doğrusu: Suâl cevabını da dayatıyordu. Mâlûmunuz: Eğer bir suâl cevabını da öğretiyorsa ona "merak"tan çok "mühendislik" gözüyle bakmak gerekir. Ne mühendisliği? İnsan mühendisliği. Düşünce mühendisliği. Sosyal mühendislik. Yâni bu bir nev'i sufle vermektir. "Bu soruya şu şekilde cevap vereceksin ha. Sakın başka cevap arama. Hadi bakalım koyunum. Bu da sana yeni oyunum..." tarzı bir endoktrinasyondur. Basit zihinlere çabuk tesir eder. Fakat kendi "acaba"larınızı üretebilen bir beyne sahipseniz böylesi dayatmalara cevabınız şöyle olur: "Cevabın burada aranması gerektiği ne belli? Belki de bu sorunun başka bir cevabı vardır ha? Ne dersin?" Evet. Herkes aynı kaval sesinin peşine düşmüş gidiyor: "Din istismarcıları yüzünden bu toplumda deizm-ateizm artıyor bla bla..." Kavala kim üflüyor? Soran yok. Azıcık daha kurcalasanız, meselâ, deseniz: "Kim efendim o istismarcılar?" Hemen ehl-i sünnet ulemayı saymaya başlıyorlar. "Yahu, ötekiler de kitap satıyor, seminer veriyor, program program geziyorlar?" deyu soracak olsanız, el-Aman. Sakın. Aaaa! Nasıl böyle bir şey dersiniz? Hiç onların yaptığı ile şunlarınki bir mi? İslamoğlu'nun, Özdil'in, Saymaz'ın sattığı ile Cübbeli Hoca'nın sattığı eşitlenir mi? Cık, cık, cık. Sizin meseleyi anlayamadığınız hemen belli oluyor canım. __Yâni efendim, bu ülkede, ömür verdikleri ihtisas alanları üzerinden geçimini sağlamaya cür'et eden (başka nasıl kazanacaklarsa) sadece "ehl-i sünnet uleması" oluyor. Ne doktorlar doktorluktan, ne fizikçiler fizikten, ne akademisyenler akademisyenlikten, ne de bilmem kim bilmem neyden para kazanmıyor. Yok. Hayır. No. Hepsi eğitimlerini Allah yoluna, vatan uğruna, halkın rızasına adamış (hey maşaallah) geceleri çöplerden
Tefekkürât
Dünyanın Sonuymuş
Dünyanın sonuymuş. Ne olacak şimdi? Hepimiz bir yıldız tozuyduk hani. Bir toz bulutuydum. Her şey, büyük patlama ile başlamıştı. Bilirdi o da sonun geleceğini. Eklerdi sonra her son bir başlangıç. O günden beri evren genişlemeye başladı. Tekrar tek noktada mı toplanacağız? Gidip af dilesem tüm kırdığım yüreklerden. Mezarlarına gitsem. Çok mu geç kaldım? Hem bulamam ki. Olduğum yerden bağışlanmak istesem. Bir tarafım ondan af dilerken bir parçam şuursuzca tüm günahları işlese, kalanım sadece doğruyu yaşasa. Dünya sönecekmiş. Sönmek. Tükenmek. Yeniden doğuş. Bittiği yerden başlamak. Ölüm. Nereden baksam içim daha tasasız olur? Uçurumdan atlasam. Hayır! O Son günü görmeliyim. Belki son ana kadar kalmayı başarınca yeni bir boyuta geçeriz. Bir oyunun içinde değilsin kendine gel. Bu uzantıda zaman farklı akar belki kim bilir. Doğduğum gezgende zaman hep ileri akıyor. Geri gidemedim ki hiç. Bazı zamanlar gözlerimi kapatıyorum en mutlu olduğum ana ışınlanıyorum. Orada değilim, sonu gelmiş bu lanet gezegendeyim. Artık gökyüzü mavi değil. Adını bilmediğim bazı elementlerin birikmesinden kiminin de eksikliğinden siyaha yakın garip bir renk aldı. Saatlerin önemi yok. Kıyamete kaldın işte. Bunu da gördün. Sorardım kendime dünyanın sonu var mıdır? Sahi ya Dünya yuvarlaktı değil mi? Hatta dur neydi “geoit” denirdi. Ne önemi varsa artık bu bilgilerin. Zamanı tükettik. Yine yanlış söyledim. Zaman… Tek yönlü değil işte bu meret. Akıl ile izah edilemiyor ama değil. Benim olmadığım yerde zaman duruyor sanırdım eskiden. Öyle değilmiş öğrendim de daha deli sorular ile baş başa kaldım. Yaşamım tek olasılıktan mı ibaret? Belki başka bir zamanda başka bir ben var. İzafiyet teorisini çözmüştü insanlık. Peh. Elimizde patladı. Dünya düz olsaydı şayet, ucuna kadar gidip aşağı uçardık. Aşağısı
Sarı Zeybek eşliğinde nankörlerin arkasını toplama günü peh .Ne tatil ama.
Şiir
Reklam
Reklam