Pelin Savaş

Pelin Savaş
@pelinsavas
🖇
Akdeniz Üniversitesi
262 okur puanı
Ağustos 2018 tarihinde katıldı
2/10
·272 syf.··
2025 11. kitabı
Arka kapak yazısına aldanıp bir Oğuz Atay, Pessoa okuyacağım beklentisi ile çok altında bir şey ile karşılaşmak bende kitabı çok düşük bir yerde konumlandırdı. Beğenmeyi veya beğenmemeyi şekillendiren şey doğrudan beklentiler. Hiç araştırmadan yalnızca bu ışıkta edindim ve ilk kez Bukowski okudum. Kitabı bırakmayı o kadar çok düşündüm ki fakat yine de sonunu görmek istedim; bir Amerikan filmi izliyor edasıyla okudum, bu konuda görüntüler çok netti. Fakat boşa geçmiş saatler olarak bakıyorum, yazarın otobiyografik eseriymiş, salt kötücül geldi okuduklarım, hayatı boyunca belki de tek bir kişiden bile şefkat görmemiş birisinden söz ediyoruz, tedavi görürken hastanede hemşirede sadece bu hisse kapıldım. Şiddet görmüş, sevilmemiş bir çocuk, sık sık kötü beslendiğinden söz eden ve haklı olan; dışlanmış ve salt kötülük hissi. Hiçbir şey katmadı değil fakat gerçekten kitap kime hitap ediyor bunu yanıtlayamadım. Yine dönüp dolaşıp topluma, görülmemeye alışkın birinin nasıl da kaybolduğu çok gerçekti, direkt düşüncelerini duymak. Sokakta karşılaşmak istemeyeceğin birisi benim için ana karakter ve varlar. Yadsınamaz gerçek de burada.
Ekmek ArasıCharles Bukowski · Metis Yayınları · 20228,2bin okunma
Reklam
Puan vermedi·192 syf.··
2025 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2025 12:34
Bu kitapta isimler yok, kadın ve adam. 2 Çocukları var ve kitap boyunca, büyük çocuk, küçük çocuk şeklinde görüyoruz: Arkadaşları F. P. C. K. şeklinde anılıyor. Bir ayrılık sürecini erkeğin bakış açısıyla okuyoruz, anlatım dili başta yadırgansa da kitap ilerledikçe insan bu dile alışıyor. Kitabı okurken İlk ve Son dizisini okumak, türevleri yapımlara denk gelmek ilginç bir bütünleyicilik oluşturdu bende. Bir sahafta denk gelerek arkasındaki yazıdan yola çıkarak edindim onu da şu şekilde bırakmak isterim: Ayrılmak... Günün birinde adam her zamanki gibi kadının eline uzanır, parmaklarını yakalayamaz. Motosikletle giderler, kadın adamın beline sarılmaz. Kadının gülüşleri, tebessümleri artık adama yönelik değildir. Adam kadını anlamak ister, anlayamaz. Beklemek zorundadır, bekleyemez. Kadının cevaplamayı istemediği pek çok soru sorar. Kadın birtakım cevaplar verir. Bunun bir yararı olmaz. Kadın adamı hâlâ sevdiğini söylemektedir. Ama onsuz bir hayata ihtiyacı vardır. Adam tepki gösterir. Yaklaşan değişikliğin kendine de özgürlük getireceğini kendini ikna etmeye çabalar. Kadından vazgeçemez. Açmaza beraberce düşerler, ayrı ayrı debelenirler. Arkadaşlarına koşarlar. Ve hepsinin başından benzer hikâyeler geçtiğini öğrenirler. Bazıları işin içinden çıkabilmiş, bazıları becerememiştir. Adam çıkışsızlığı fark edip öfkelenir. Sabretmeyi, alaya almayı dener ama beceremez. Önce kendini evden dışarı vurur, sonra yazmaya. Soluk almak için yazar. Ortaya kendi kuşağından erkeklerin bir romanı çıkar. Belki kadınların da... ama yok; erkeklerin romanı. Bu romanla Dan Franck 1991'de Renaudot Ödülü'nü alır. Ama her şey geride kaldığında varılan sonuç bu değildir; şudur: Sadece gerçek bir kopuş insanı olgunlaştırabilir. 7 yıllık bir evliliğin, 4 ay içindeki çöküşü. Kısa sürede okunacak,
AyrılmakDan Franck · İletişim Yayıncılık · 200659 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2025 1. kitabı
Ankara'dan İstanbul'a giden bir trende geçen 3'leme bir serinin ilk kitabı. Kapak Kızı Şebnem. Şebnem'i tanıyan ya da müstehcen verdiği pozları görmüş olan trendeki çalışanları konu alan çemberi dışarıdan içeriye doğru başka insanların gözünden okuyoruz. Henüz Şebnem'in ne düşündüğünü ya da buraya nasıl geldiğini onun gözünden görmedik. Bir ailede ihmal edilmiş bir aile. Şebnem'in annesi Hülya'nın anne ve babasını Elazığ depreminde kaybetmesiyle birlikte akrabalarının yanına gitmesi ve buradan da hemşirelik okuyarak bir yurda yerleştirilmesini öğreniyoruz. Annesi gibi çok güzel Şebnem. Karakterleri ve isimleri not alarak okumanız yararlı olabilir, aile ağacı oluşturmayı seviyorum bu tür kitaplarda, bağlantıları kurabilmek adına. Ayfer Tunç'un kalemi de size yaşatıyor size süreci, karlı tren yolculuğunu. Kitap okumada tıkandığım zamanlarda muhakkak anadilimde yazılmış olan bir kitaba başvurmak bana iyi geliyor. Şimdiden keyifli okumalar.
Kapak KızıAyfer Tunç · Can Yayınları · 202013,7bin okunma
Puan vermedi·94 syf.··
2021 27. kitabı
Kitabın önsözünün verdiği ilk izlenim ile başladım bir hevesle okumaya; Özdemir Nutku diyor ki, aslında "The Comedy of Errors" başlıklı bu oyun başlığındaki error, aslında bir yanlışı değil, dönemindeki karşılığı olan "yanılgı" kelimesine karşılık geliyormuş. Dolayısıyla Yanılgılar Komedyası, demenin daha doğru olacağını belirterek başlıyor. Fakat günümüzde kabul gören, bilinenin dışına çıkmamak adına da kitaba yine Yanlışlar Komedyası adını uygun görüyor. Olaylar sahiden, bir yanılgı ve yanlış anlaşılmalar örüntüsü şeklinde ilerliyor. Oldukça keyifli ve bir oturuşta okunacak bir eser. Oyunun ilk oynanışı 28 Aralık 1594 tarihine işaret edilerek daha önce yazıldığı belirtilip, ilk kez ise 8 Kasım 1623 yılında Birinci Folio'da basıldığı bilgisine de burada yer veriliyor. Destansı bir taşlama olan Gesta Grayorum adlı bir kronikte, ilgili dönemdeki olaylar "Yanılgılar Gecesi" başlığı altında ele alınmış. Döneminden de izler taşıyan eser (yadsınamaz tabi bu durum), Plautus'un Menaechmi (İkizler) adlı oyunundan esinlenerek; aynı zamanda Shakespear'in ilk ve kısa komedyalarından biri olma özelliğini de taşıyor. Küçüklüklüklerinde birbirlerinden ayrı düşmüş ikiz efendiler ve onların ikiz uşakları. Okuyoruz, yaşatıyoruz (zihnimizde veya dilimizde). Keyifli okumalar.
Yanlışlıklar KomedyasıWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20248,5bin okunma
Puan vermedi·372 syf.··
2021 22. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 03 Ekim 2021 08:37
Okudum, anladım; diye belirtiyoruz ya hani, okudum ve anladığımı düşünmüyorum. Anlamaya çalıştım, anlamlandırmaya. Sanki içsel konuşmaların içinde sürüklendim sayfalarca, rahatsızlık duymadım. Susmayan zihnime bir yansıma olarak sözcükler eklendi. Son zamanlarda anlamanın her şey olmadığını söylüyorum kendime, hiçbir şeyi tam anlamı ile anlamak ne kadar mümkün? Kendimize karşı bile -ki bu kadar iç içeyken- ne kadar anlayışlıyız? Bu sebeple bırakmaya çalıştım kitap satırlarında anlamaya çalışmayı, hissettim kendi payıma düşeni. "Bir şey arıyor olsaydım, bulacaktım" diyor Enis Batur; arayan ne zaman bulmadı ki? Buradan, bulduklarımızın aradıklarımız olduğunu da ileri sürebilir miyiz? Bu bir incelemeden ziyade bir izlenim. Nicedir kelimeler görüyorum, kelimelere kelimeler ekledim. Ne bekliyorsanız, onu buluyorsunuz, belki de bulamayışınızdır beklediğiniz ya da bulduğunuzu sandığınız? Biraz daha soru işareti olan cümle kurmalıyım kendime, o halde çekiliyorum içselliğime. Sahi, "Danyal, Tanrı bir daha hiç yanıt vermeyecek olabilir mi?"
İblise Göre İncilEnis Batur · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201845 okunma
Reklam