"Acımak... Ben insan ruhlarındaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir. Fikrimce yalnız doğruluk hastalığı, bir hak ve hakikat meselesi etrafında toplanmak kabiliyeti, bir cemiyeti mesut etmeye kafi gelemez. Bunun için acımak, birbirimizin feryadını, iniltisini duyabilmek de lazım!.."
Çoğu zaman özgürlüğün az mı, çok mu olduğu konusundaki düşüncelerimiz , olayı ele aldığımız açıya göre değildir. Yalnız bir tek şey değişmez; o da insanın her deviniminin, özgürlüğün ve zorunluluğun belirli oranda birleştiği bir olay olarak göründüğüdür. Ele alınan her davranışta belirli bir özgürlük payı ile bilinen belirli bir zorunluluk payı görürüz. Bu davranışta özgürlüğün ne değin çok rol oynadığını görürsek, o değin az zorunluluk görürüz; ne değin çok zorunluluk varsa özgürlük de bir o değin az vardır.