P.er.a Ba.stard

O sancta simplicitiatas! (Ey kutsal basitlik) Ne kadar da tuhaf basitlikler ve sahtelikler içinde yaşıyor insan! Bu harikayı görecek gözlere sahip olmaya görsün bir kez, artık her geçen an şaşkınlıktan şaşkınlığa düşmeyi hiçbir zaman bırakamıyor. Etrafımızdaki her şeyi nasıl da açık ve özgür ve kolay ve basit hale getirdik! Yüzeysel olan her şeyin duyularımıza, serseri şeytanlıklar ve hatalı çıkarımlar için duyulan tanrısal arzunun düşüncelerimize girmesi için geçiş iznini nasıl da verebildik! Neredeyse aklın alamayacağı bir özgürlükten, düşüncesizlikten, basiretsizlikten ve yüreklilik ve neşeden tat alabilmek için, yaşamdan tat alabilmek için, bilgisizliğimizi muhafaza etmeyi nasıl da başarıyoruz! Ve sadece bilgisizliğin bu katı, granit kadar sert temelleri üzerinde bilgimiz kendini yükseltebildi şimdiye dek, çok daha güçlü bir istemin, cehalet, belirsizlik, sahtelik isteminin temelleri üzerinde duran bu bilme istemi! Onun karşıtı olarak değil fakat onun daha da incelmiş bir biçimi olarak!
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Bir savaş kaybedip tutsak düşmüş bir kral vardı. Savaşı kazananların ordugahında bir köşede duruyordu. Kızının ve oğlunun zincire vurulmuş halde geçtiklerini gördü, ama ağlamadı, tek bir söz de söylemedi. Biraz sonra, yine zincire vurulmuş olarak hizmetkarlarından birinin geçtiğini gördü. O zaman haykırmaya, saçını başını yolmaya başladı. Kimi zaman ağlamamak gerekir değil mi, yoksa insan aşağılık bir yaratık haline düşüyor. Ama ayağına bir odun parçası düşürdüğün zaman ne istersen onu yapabilir, haykırabilir, ağlayabilir, öteki ayağının üzerinde sekip durabilirsin. Her zaman Stoacılar gibi davranmak budalalıktan başka bir şey değildir, boşuna harcamış olursun kendini."
Çünkü hümanizm, bütün insansal davranışları kendi malı haline getirir ve hepsini birbirine katıştırır. Ona dosdoğru karşı gelirseniz oyununa düşmüş olursunuz; çünkü hümanizm, karşıtlıklarına dayanarak yaşar. Dik başlılar, dar görüşlüler, yasa dinlemezler, ona yenilip dururlar; onların bütün sertliklerini, bütün kötü aşırılıklarını, hümanizm sindirir ve köpüklü beyaz bir lenf haline sokar. Düşünce düşmanlığını, manişeizmi, mistisizmi, kötümserliği, anarşizmi, bencilliği sindirmiştir. Bunlar, varoluşlarını ancak hümanizm içinde haklı çıkaran tamamlanmamış düşünceler ve aşamalardır. Bu topluluk içinde, insanlardan tiksinen kimse de yerini bulur; bütünün uyumunu sağlayacak bir uyumsuzluktur sadece. Başkalarından tiksinen, bir insanoğludur, öyleyse hümanistin de belli bir yere kadar başkalarından tiksinmesi gerekmektedir. Ama o, tiksinme ve nefretini dozunda kullanan bilimsel bir insansevmezdir. İnsanlardan, onları daha iyi sevebilmek için önce nefret etmiştir.
Sayfa 177
O kadar çok hümanist tanıdım ki! Radikal hümanist özellikle memurların dostudur. "Solcu" hümanist diye adlandırılan da, her şeyden fazla insansal değerlerin korunmasını dert edinmiştir; hiçbir partiden değildir, çünkü insansal olana hıyanet etmek istemez; ama yine de küçük insanlara yakınlık duyar. O güzelim klasik kültürünü alçakgönüllülerin emrine verir. Hümanist, genel olarak, karısını kaybetmiş, gözleri yaşlı kimsedir; yıldönümlerinde ağlar durur. Kedileri, köpekleri ve bütün gelişmiş memeli hayvanları da sever. Komünist yazar, insanları ikinci beş yıllık plandan sonra sevmektedir; sevdiği için cezalandırmaktan kaçınmaz. Bütün güçlü kişiler gibi gösterişsizdir ve duygularını saklamasını bilir, ama bir bakış ya da sesine verdiği bir anlamla, adaletle dolu acı sözlerinin ardında bulunan duyguları, insan kardeşleri için duyduğu o buruk ve tatlı duyguları hissettirir. Ortaya en son çıkmış olan en genç hümanist, yani Katolik hümanist, insanlardan şaşkınlık ve hayranlıkla söz açar. "Bir Londralı liman işçisinin ya da ayakkabı fabrikasında çalışan kızın, bu küçük insanların hayatı ne güzel bir bin bir gece masalıdır," der. O, meleklerin hümanizmini sevmiştir; onlar din ve ahlak bakımından yücelsin diye, güzel ve kasvetli uzun romanlar yazar.