Gelgelelim, en korkunç hoşgörüsüzlük, farklılığın ilk kurbanları olan yoksullarınkidir. Zenginler arasında ırkçılık yoktur. Zenginler olsa olsa ırkçılık öğretilerini üretmişlerdir; oysa yoksullar ırkçılığın çok daha tehlikeli olan uygulamasını üretirler.
İktidarı demokratik yoldan değil, zorla ele geçirdiğini çok iyi bilen lider, gücünün kitlelerin zayıflığından kaynaklandığını da bilir: O kadar zayıftır ki kitleler, bir “egemen”e gereksinme duyarlar. Grup, (askeri modele göre) hiyerarşik olarak örgütlenmiş olduğundan, her alt yönetici kendi altındakilere tepeden bakar, onlardan her biri de kendi altındakileri hor görür. Bu da kitlesel seçkincilik duygusunu güçlendirir.
Eski savaş bir satranç oyunu gibiydi: İki tarafta karşı tarafın olabildiğince çok taşını almaya çalışmakla kalmıyor, özellikle onu mat etmeyi (kuralları nasıl uyguladığı üzerinde düşünerek) hedefliyordu. Oysa günümüzde ki savaş, her iki oyuncunun da (aynı ağ üzerinde çalışarak) aynı renkte taşları alıp hareket ettirdiği bir satranç partisi gibidir (oyun siyah-beyaz değildir, tek renklidir). Kendi kendini yiyen bir oyundur.