Çalıkuşu

Çalıkuşu
@periii_
öğretmen
lisans
22 Şubat
14 okur puanı
Temmuz 2021 tarihinde katıldı
"Atın başlığını omzuna almış, düzü- yokuşu aşarak yürüyordu. Gözlerinden akan yaşlar, yüzünü, sakalını ıpislak etmişti. Gözünü, yüzünü silmiyordu. Bunlar doğuştan tulpar, doğuştan taypalma Gülsarı için dökülen yaşlardı. Yaşlı gözlerle, yeni sabaha, tek başına dağların eteklerine doğru uçan yabankazına, uzun uzun baktı. Gözyaşları daha çok akmaya başladı. Yabankazı yolunu şaşırmış, sürüden ayrılmıştı. Arkadaşlarına yetişmek için acele ediyordu. Uç yabankazı uç! Kanatların yorulmadan arkadaşlarına yetiş! diye derin bir iç çekti. Sonra: ELVEDA GÜLSARI! Elveda dedi.
" Çay kıyısında, sönmüş ateşin dumanı belli belirsiz tütüyordu. Sönmüş ateşin başında saçları ağarmış, gocuğunu omzuna atmış yaşlı Tanabay öylece duruyordu. Yorga atın gocuğa ihtiyacı yoktu artık. Gülsarı öbür dünyaya göçmüş, Tanrı'nın yılkısına katılmıştı. Tanabay ölen ata baktı baktı da, onun Gülsarı olduğuna inanamadı: Zavallı hayvan ne kadar da zayıftı! Can çekişirken son bir çırpınışla kafasını geriye atmış, yan yatıyordu. Başında başlığının deri izleri vardı. Çatlamış toynaklarında yipranip incelmiş nalları görünüyordu. Artık bu asil toynaklar yere basamayacak, kara yolda iz bırakamayacaklardi. Ayrılık zamanı gelmişti. Gitmeliydi.."
" Koytaşın üzerinde dağları seyrederek oturan Tanabay, önce keçe çadırdan eşelenip yeni odun atılan ateşin çıtırtılarını duydu. Sonra karısının kopuzundan, insanın yüreğini yıkıp alircasina hüzünlü ezgiler geldi kulağına. Yalnızlıklar içinde kalan bir adamın hıçkırıklarını, ah dedikçe nefesiyle yel savuran çok büyük acılı bir insanın ahlarını, ıssız ve engin bozkırda başını vuracak, onulmaz derdini gömecek bir yer arayarak koşan bir adamın acı çığlıklarını andıran bir ezgiydi bu. Hiç kimsenin avutamayacağı, hiçbir şeyin merhem olamayacağı acılarla ağıdını söyleyen, ağlayan bir adamın bozlamasını anlatıyordu kopuzun telleri. " Bozla kopuz, bozla!.." Tanabay, efsanedeki o yalnız adam gibi acılıydı, yalnızdı, ağlıyordu. Bunu bilen karısı Caydar ona "Karagül- Botam" bozlağını çalıyordu."
"Eski tutku ve özelliklerinden kala kala bu taypalma yürüyüşü kalmıştı. Başka tutkularınin hepsi yok olmuştu. Sırtındaki biniciden ve yürüdüğü yoldan başka bir şey düşünmesin diye, insanlar onu baska her tutkudan mahrum bırakmışlardı. Şimdi Gülsarı'nin tek tutkusu koşmakti. Böyle hızlı koşarak insanların ondan aldıkları şeylere yetişecek, onları yakalayacaktı sanki. Ama hiçbir zaman ulaşamıyordu onlara."
"Tende beden, bedende can taşıdıkça, bu dünyada yaşadıkça, hayat yolunun önündeki engelleri aşmaya, kaldırmaya çalışacaksın, arkadan omuz vereceksin. Başka türlü olmuyordu. Ne var ki, her omuz vuruşta, hayat arabasının tekerleği omzunu bıçak gibi yaralıyor, yara üstüne yara, derken omuzu nasır tutuyor. Eğer yaptığın işi seviyor, meyvasını da alıyorsan, nasırların hiç önemi yok. Şikayet etmezsin, memnun olursun."