“Ama o benim babam,”diyormuş üniversite yurdundaki arkadaşına. “Bir yabancı değil, babam, hücrelerimin yarısı,kanımın yarısı, saçımın rengi, çene yapım ondan geliyor. Babam.” Bu kelimenin tadını seviyordu.” “Peki ya bu baba; koruyucu, kocaman bir yırtıcı hayvan değil de zayıf, bitkin, yaralı, terk edilmiş bir yaratıksa? Ya kızı onun kanadının altına sığınmak yerine ona analık etmek zorunda kalırsa?”
“Bazıları, geleceğe olan inançlarını kaybetmedikleri için sabrederler. Bazıları, işi bitirmeye cesaret edemediklerinden. Korkaklık hiç kuşkusuz hor görülesi bir şey, ama gene de yaşamın düzenine dahil. Tıpkı boyun eğmek gibi, o da hayatta kalmanın bir aracı.”