Kitabın aylardır çevrilmesini beklerken gerçekten yaşlanmış olabilirim ama kesinlikle tüm beklentilerime değdi. Kadın karakterimiz Catalina yani Lina beni bir çok noktada içsel konuşmalarında darlasa da onun açısından baktığımda aslında çok normal geldi. Yaşadıklarını okurken gerçekten çok üzüldüm. O kadar haklı ki bir çok noktada ona kızamadım bile. Aralarında olan elektriği asla fark edememesi de cabasıydı tabii. Ama erkek karakterimiz Aaron Blackford... Sana ne diyebilirim ki be adam! Okuduğum en en en güzel karakterlerden biriydin. O kadar güzel seviyordun ki ondan gelecek olan nefreti bile kabullenmiştin. En ufak detayları, anları bile hatırlayıp bunu kendi içinde yaşaman beni ağlattı. Bazı noktalarda gerçekten böyle birisi var olsa ve hayatımın bir parçası olsa ona bırakın dokunmayı bakmaya bile kıyamayacağımı düşündüm. Her saniyenden deli keyif aldım Aaron. İspanya gezileri ve orada ki Martin ailesi içimi sımsıcak yaptılar. Babasının kızı yani Linda hakkında Aaron ile konuşması beni derinden etkiledi diyebilirim.
Kitabı ne kadar çok beğensem de bahsettiğim iç konuşmadan dolayı başta 9 puan vermiştim kitaba ama Aaron o kadar harika bir şekilde her sayfayı güzelleştirip kurtardı ki 10 vermeden edemedim. Kitabı okurken her şeyden uzaklaşıp gerçekten aşık olmak isteyeceğinizi hissedeceğinizi düşünüyorum. Dilerim bu yazıyı okuyan herkeste benim gibi kitabı okuduktan sonra bir ihtimal aşkın varlığına inanır. Çünkü Aaron ve onun gibi erkek karakterler her ne kadar imkansız da olsa içime bir nebze umut kırıntıları serpiyorlar.