En sonunda usulca, “söylesene,“ dedi.
Bakışlarındaki şiddet beni korkutmuştu. “Ne söyleyeyim?“
“Başka insanlar için öyle çok büyük hisler duymuyorsun, değil mi?“
Ayrıca ölüm gerçekten de o kadar korkunç bir şey mi? Şimdi size çok korkunç geliyor çünkü daha çok gençsiniz ama onun sizden çok daha güzel bir yerde olmadığını nereden biliyorsunuz? Ya da ölüm başka bir yere gidilen bir yolculuksa eğer, onu bir daha hiç görmeyeceğinizi nereden bileceksiniz?
Daha önce Brooklyn’e hiç gitmemiştim ve hakkında hiçbir şey bilmiyordum fakat şehirde, özellikle de hiç bilmediğim bir şehirde yaşama fikri hoşuma gitmişti, bütün o kalabalıkların, trafiği, bir kitapçıda çalışmanın, bir kafede garsonluk yapmanın düşüncesi bile bana iyi gelmişti; kim bilir ne acayip bir dünyaya girecek, ne kadar yalnız kalacaktım? Yemeklerimi tek başıma yiyecek, akşamları köpekleri gezdirecektim ve kim olduğumu hiç kimse bilmeyecekti.
Julian güçlü duygulardan hazzetmezdi, modern şartlarda normal kabul edilen bir duygu gösterisi onun gözünde akla ziyan bir teşhircilikten başka bir şey olmayabilirdi.